Terörizmle Mücadele Değil, Terörist Avı!

Açlıkla boğuşan, temiz içme suyuna erişimi olmayan, asgari barınma olanaklarından yoksun, şiddetin ve acının pençesinde umutlarını tüketmiş milyarlarca insanın yanında, tüm dünyevi olanaklara sahip, sınırsız zenginliğin keyfini süren bir azınlığın aynı yerküre üzerinde “birlikte” yaşadığı bir dünyanın huzur ve sükûn içinde “musmutlu” olabileceğine ihtimal vermediğinizi varsayıyorum. Yok, şartlar ne olursa olsun insanlar birbirini sevsin, barış olsun, kimse öldürülmesin gibi saftorik ve ucubik fikirleriniz varsa bu yazıdan uzak durun; size iyi gelmeyecektir…

Şiddet insanoğlunun “doğasında var” tartışmalarına girmeyeceğim; iki köpeğim var, birine et diğerine ot verirsem aç kalan bana değil tok olana hırlıyor; ikisine de ihtiyaçları kadar verince canciğer kuzu sarması oluyorlar. Bu kadar basit mi? Boşuna heveslenmeyin, bu kadar basit DEĞİL, çünkü homo sapiens “zekâsı” sayesinde daha yüksek bir kimlik tasarımı inşa etme becerisine sahiptir, bu nedenle çok daha karmaşık ve kimliğine mücessem tepkiler verebilmektedir.

Eskiden terör kelimesi yerine “anarşi” sözcüğü kullanılıyordu; hâlâ birinin diğeri yerine kullanımına rastlıyoruz, oysa ikisi birbirlerinden tümüyle farklı anlamlar taşıyor. Aralarındaki farkı bulmayı da size bırakıyorum.

Terör sözcüğü Fransız ihtilalinden miras kalmış, hem de ne miras! Fransa’da ihtilal sonrası yönetimi elinde tutan Ulusal Konvansiyon üyeleri, ülkenin dış güçler tarafından işgal edilebileceği “vehmine” kapılırlar ve içerideki karışıklıkların böyle bir işgale zemin hazırlayabileceğini öne sürerek kamu güvenliği komisyonuna[i] sınırsız yetkiler verirler. 5 Eylül 1793’te “la Terreur” bildirisi yayınlanır. Amaç “devrim düşmanlarına” korku salmaktır. Kamu güvenliği komitesinin başındaki Maximilien Robespierre, terör bildirisinin ateşli bir savunucusudur ve binlerce kişinin giyotine gönderilmesine önayak olur. Bir yıl sonra aynı giyotine “kellesini” kaptıracaktır[ii].

Görsel Kaynağı: Le triomphe de la guillotine, huile sur toile peinte vers 1795 par Nicolas-Antoine Taunay, Saint-Pétersbourg, musée de l’Ermitage.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında asimetrik savaşların[iii] artmasıyla, terör kavramı savaş terminolojisi içine sızmıştır. Terör üzerine sayısız uluslararası kongre yapılmış, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu devlet başkanları düzeyinde toplanmış, yapılan akademik tez ve makaleler kütüphanelere sığmaz olmuş ama üzerinde uzlaşı sağlanan bir tanımı yapılamamıştır. Terör üzerine yapılan istisnasız tüm toplantılar “nereden gelirse ve sebebi ne olursa olsun terörü kınıyoruz” şeklindeki afaki bildiriler ile sonuçlanmıştır. Neden?

Terör üzerine evrensel bir uzlaşı sağlanamamasının hem sebebi hem de sonucu aynıdır: Temel sorun taraflardan birinin teröristinin diğerinin özgürlük savaşçısı olmasıdır. Örneğin CIA için, ABD’ni tehdit eden girişimler terör eylemidir; ABD tarafından sömürülen, açlığa mahkûm edilen halkların, ABD’ni hedef alan tüm muhalefet eylemleri terör eylemi olarak kabul edilebilmektedir.

Terörü lanetlemenin anlamsızlığının ardında “siyasi suç/suçlu” tanımlarının iktidar hukuku tarafından belirlenmesi yatar. 2500 yıl önce Platon “Nomoi[iv]” adlı 12 ciltlik eserinde Atinalı ile Kleinas’ın tartışmasını yazar[v]:

ATİNALI: Aslında şöyle: yasaları devlette her zaman güçlü olan koyar diyorlar. Doğru mu?

KLEINIAS: Doğru.

ATINALI: Ve dendiği gibi, yönetimi ele geçiren bir halkın ya da başka bir yönetim biçiminin, hatta bir tiranın her şeyden önce yönetimini sürdürmek için kendisine yararlı olandan başka bir yasa çıkarmak isteyeceğini mi sanıyorsun?

KLEINIAS: Elbette ki hayır.

ATINALI: O halde, yasaları çıkaran, bunları çiğneyeni suç işledi diye cezalandıracak ve bunun adalet olduğunu söyleyecektir, değil mi?

KLEINIAS: Öyle görünüyor.

Özcesi şudur; otoritenin kendini korumak için koyduğu yasalara karşı gelmenin “siyasi suç” olarak kabul edildiği, “suçluların” terörist veya “terörle iltisaklı” olduğunu ileri sürerek sindirilen siyasi atmosfer içerisinde terörü lanetlemek,  politik bir duruşa tekabül etmemektedir.

Terörü “telin[vi] etmek” için ölümcül silah kullanımının kıstas alınması bile çoğu zaman yeterli olmayacaktır. Elinde silahıyla Bolivya’da öldürülen Che Guevara’yı devrim kahramanı, Küba Sanayi Bakanı, terörist kimliklerinden hangisiyle özleştirebileceğimizi düşünmek yararlı olabilir.

Terörün kötücül doğasını tanımlarken sivillerin ve “masumların” hedef alınıp alınmadığı bile tartışma konusu edilebilir, edilmiştir. Örneğin 18. ve 19. yüzyılda, Kızılderili olarak isimlendirdiğimiz Amerikan yerli halkları umutsuzca şiddet eylemlerine girişmişlerdir. Amerikan yerlilerine tahsis edilen topraklar değerlenince beyazlarca işgal edilmiştir. İlk işgalciler askerler değil altın arayan madenciler ve bizon avlayan avcılardır. Yerliler bu sivillere ve ailelerine karşı zalimliğe varan eylemlerde bulunmuşlardır. Günümüzün tarih anlayışı, yerlilerin bu şiddet eylemlerinin haklılığını değil meşruiyetini ve kaçınılmazlığını tartışmakta, şiddet eylemlerini yok edilen halkların refleks olarak geliştirdiği bir tür nefsi müdafaa olarak görme eğilimindedir. Eminim ki elinde kazma kürekten başka bir şeyi olmayan, yerli halklarına tahsis edilmiş topraklarda altın arayan madencilerin katledilmesi için “ateş düştüğü yeri yakar” türünden acı dolu ağıtlar yakılmıştır.

Terörün hedefleri simgeseldir

En çok zorlandığımız yer burası! Terör eylemleri taşıdıkları simgesel anlamlarıyla sıradan şiddet olaylarından ayrılırlar. Terör eylemcileri/planlayıcıları için başarı kıstası yarattıkları şiddetin dozundan daha fazla, terörize ettikleri toplumun belleğindeki değerleri sarsma, insanlara taşıdıkları kaygının dozu, korkuyu yılgınlığa dönüştürebilme, sessiz sempatizanlarına mesaj verme ve harekete geçirebilme, örgüt elemanlarını konsolide edebilmenin ne ölçüde gerçekleşebildiğidir. Örneğin 11 Eylül günü El Kaide örgütünün 4 uçağı kaçırması, uçakları stratejik hedeflere yönelterek 3000 sivilin ölmesindeki ana tema, ölüm sayısının yüksekliği değildir; iki uçağın ikiz kulelere, yani Dünya Ticaret Örgütü Merkezi’ne, bir uçağın Pentagon’a, bir diğerinin ise ABD Kongre Binası’na[vii] yönelmesi, saldırıdaki hedeflerin tümüyle simgesel anlamlar taşıdığını göstermiştir.

Terör, simgesel hedeflere yönelerek topluma şırınga edilen korkuyu araçsallaştırır. Şiddeti siyasi propagandanın bir parçası olarak gören örgütler, eylemleri sahiplenir; eylemlerinin temsil ettikleri kitlenin bir savunma refleksi olduğu mesajını verirler. 1970’lerde Uruguay’da Tupamaro, 1978-1979 yıllarında Nikaragua’da şiddet eylemlerine yönelen Sandinista, İspanya’da 1968 yılından itibaren Bask bölgesinin bağımsızlığı için eylemler yapan ETA, İtalya’da 1970’li yıllarda Marksist- Leninist bir devrim yapma iddiasındaki Kızıl Tugaylar vb. örgütler tam da bu şablona uyan örgütler olmuşlardır.  

Terör eylemlerinin sembolik yanının en iyi örnekleri, 12. Yüzyılda Hasan Sabbah tarafından kurulan Haşhaşi tarikatının gerçekleştirdiği suikastlardır. Örgütün fedaileri tarafından gerçekleştirilen eylemlerin hedefleri devlet adamları, dini liderler ve önemli mevkilerdeki subaylardır. Suikastlarda pusu yöntemine başvurulmamış, ok veya zehir gibi dönemin etkili suikast silahları kullanılmamıştır. Suikastlar halka açık yerlerde, alenen ve pek çok tanığın önünde hançerle gerçekleştirilmiştir. Suikastçılar kaçmaya yeltenmemiş, korumalar veya çevredeki halk tarafından linç edilerek öldürülmeyi beklemişlerdir[viii].    

Son yıllarda daha çok Ortadoğu mahreçli[ix], kitle tabanı ve politik söylemi zayıf, özellikle iç savaşların kılıç artıklarından oluşan bir terör örgütü türünün giderek geliştiğini, güçlendiğini görüyoruz. Bu örgütlerin dini ve etnik dayanaklarına ait iddialarını ön planda tutmadıklarını görmekteyiz; belki bu nedenle eylemlerinde simgesel yan öncelikli değildir. Hakimiyet kurdukları coğrafi alanı ellerinde tutma veya genişletme amaçlarına uygun olarak geleneksel savaş yöntemleri ile terörü harmanladıkları hibrit eylem protokolleri geliştirmişlerdir. Silah ve uyuşturucu kaçakçılığını ekonomik kaynak olarak kullanımları yaygındır. Başka örgütler hatta devletler için adrese teslim terör eylemleri gerçekleştirebilirler; emperyal güçlerin “pis işlerinin” taşeronluğunu yapmaları yaygındır. Bu nedenle eyleme sahip çıkma, üstlenme gereği duymazlar.

Terörizmle mücadele değil, terörist avı!

Günümüz dünyasında terörle mücadelenin yükü ulus devletlerin istihbarat örgütlerinin üzerindedir. İstihbarat örgütleri kendi ülkelerini tehdit eden terör örgütlerine sızabilmek için diğer terör örgütlerini kullanırlar. Bu “kullanma” yöntemi, işbirliği yapılan örgüte silah ve para yardımında bulunmayı, kendilerine dokunmayan eylemlere göz yummayı içerir. Bu şekliyle her ülke kendi teröristinin peşine düşerken diğerlerinin palazlanmasına göz yumar. Bu yöntem, istihbarat örgütlerini de bir terör örgütü gibi davranmaya zorlamakta, ittifak yapılan silahlı yapıların sınırsız büyümesine sebep olmaktadır.

Bir terör eylemi nasıl okunur?

Aydınlar, entelektüeller, aktivistler, toplumbilimciler ve sisteme muhalif siyaset insanları için bir terör eylemini analiz etmenin en önemli amacı, toplumun şiddet, nefret ve korku kodlarını okuyabilmek, edinilen bilginin dünyayı/düzeni değiştirme çabalarına ışık tutmasını sağlamaktır.

Bir terör eyleminde sorulacak ilk soru şiddetin dozu ile hedefin simgesel yanının uyumlu olup olmadığıdır. Simgesel yanı zayıf, şiddet dozu yüksek eylemlerin, politik mücadele esasına dayalı ve siyasal amaçları olan örgütler tarafından gerçekleştirilmiş olma olasılığı zayıftır. Eylem üstlenilmediyse bu olasılık daha da azalır. Simgesel anlamı olmayan, üstlenilmemiş bir terör eyleminin sebepleri arasında örgütler arasında hesaplaşma, başka bir siyasi örgütün zan altında bırakılmak istenmesi, hedef ülkenin başka ülkelerin iç savaşlarına müdahil olmasına tepki olarak intikam alma ve gözdağı verme, gündem değiştirme, toplumun belli bir kesimini diğerine karşı kışkırtma, başka eylemleri perdeleme, topluma egemen olacak olan korku ikliminden yararlanmak gibi beklentiler olabilir.

Terörün kaynağı eşitsizlik ve sömürüdür

Yeryüzünden eşitsizlikleri ve sömürü düzenini kazıyıp atmadıkça terörizmle mücadele, içeriği boş temennilerden ibaret kalacaktır.

DİPNOTLAR


[i] Comité de salut public.

[ii] Fransız ihtilali, terör kavramına “devrimci terör” ve “devlet terörü” alt başlıklarını da kazandırmıştır.

[iii] Asimetrik savaş: Çok güçlü bir ülkeyle savaşmak zorunda kalan daha zayıf ülkenin, düzenli orduları karşı karşıya getirmeden, karargâh düzeni olmayan, kural dışılığın meşru kabul edildiği savaşlardır.  

[iv] Nomoi: Yasalar.

[v] Platon, Yasalar, Kabalcı Yayınevi, 2007.

[vi] Telin: Lanet okuma, lanetleme, kargıma, kargış. (TDK)

[vii] Dördüncü uçak hedefine ulaşamamıştır; hedefinin Amerikan Kongre Binası veya Beyaz Saray olduğu sanılmaktadır.

[viii] Bernard Lewis, Alamut Kalesi ve Hasan El Sabbah, Nokta Yayınları, 2012.

[ix] Mahreç: Çıkış yeri, çıkak.

Terörizmle Mücadele Değil, Terörist Avı!” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s