2025 yılı da bitti; Dünya yeniden “zor bir yıl” geçirdi, televizyonlarda uzmanlar çok konuştu, liderler kimsenin inanmadığı açıklamalar yaptı, milyonlarca sayfa rapor yayımlandı, grafikler kıvıra kıvıra oynadı, insanlar bunca git gel arasında yine öldü, korktu, umut etti, yanıldı, ihanetin her türüne alıştı, âşık olmaya devam etti, gelecekten umudu kestiğinde bile patlayasıya güldü, yani her şey yerli yerindeydi. İnsanlık kendini ciddiye almaya devam etti. Çocuklar bu yıl da öldü ve “ama neden” diye soruldu, kadınlar yine öldürüldü ve erkeklere “patriarka” dendi, aptallık büyüdü ama adına “özgürlük” dendi. Sayılar arttı, anlam azaldı.
2026 yılında Putin Çinli bir kadına âşık olup Türkiye’de bir köye yerleşecek desem kimse inanmaz ama bilimin yalan söylediğine, aşıların insanları öldürdüğüne, iklim krizinin abartıldığına ve kadınların “yanlış zamanda yanlış yerde” öldüğüne inanan milyonlar var. Demek ki sorun neyin gerçek olduğu değil, nelere inandığımız oldu.
2025’i anlatmak için büyük laflara, gazete manşetlerine, siyasi demeçlere ihtiyacımız yok, bütün bu kakofoninin çoğu bu yıl da işlevsizdi. Savaşlar “olağan”, yoksulluk “kaçınılmaz”, şiddet “bireysel sapma”, cehalet “alternatif görüş”, saçmalık ise “kişisel tercih” olarak etiketlendi. Dünya bir kez daha küçük, çarpıcı, rahatsız edici olaylardan oluşan dev bir kolaja dönüştü; kimsenin bakmaya tahammül edemediği ama herkesin parçası olduğu bir kolaj. Bir kıtada köyün en zengin yaşlı adamı genç bir kadınla evlendi ve eski karısı, adamın viagrasını mavi vitamin haplarıyla değiştirdiği için 100 kilometre çapındaki coğrafyada ağızlara sakız oldu; başka bir kıtada insanlar yapay zekâya âşık oldu, ebeveynler çocuklarını telefon ekranıyla büyüttü, başka bir yerde kadınlar hâlâ “neden oradaydı” sorusuyla gömüldü. Bunların hiçbiri istisna değildi; hepsi bu küresel sömürü dünyasının ta kendisiydi.

2025 diğer yıllar gibi sayılar yılıydı. Çünkü sayıların kimseyi rahatsız etmeden yalan söyleme gibi çok kullanışlı bir özelliği vardır. Bu yıl dünyada milyarlarca saat telefon ekranına bakıldı; trilyonlarca kez ekran kilidi açıldı, milyar kere milyar mesaj silindi, daha sonra hiç bakılmayan fotoğraflar çekildi ve bunların hepsi ölçüldü. Yapay zekâ destekli uygulamalara “teşekkür eden” kullanıcılar arttı. Dünya genelinde “en çok nefret edilen liderler” listelerinin tıklanma sayısı “en çok okunan çocuk kitaplarını” katbekat katladı ama bunun istatistiği yapılmadı. Ortalama bir insanın hayatı boyunca gördüğü reklam sayısının, gördüğü yıldız sayısını geçip geçmediğini ise öğrenemedik. Bütün bu sayılar küresel şirketlerin reklam politikalarının ve siyasi karar merkezlerinin tercihlerini belirlemekte kullanıldı. Sayılar arttıkça hayat sadeleşmedi ama ölçebildiğimiz her şeyi önemli, ölçemediğimiz her şeyi önemsiz sayar olduk.

Bu sayma işini en ciddiye alanlar ise makineler oldu. 2025’te yapay zekâ daha hızlı yazdı, daha doğru hesapladı, daha az yoruldu. İnsanlar da bu fırsatı kaçırmadı; düşünmemeyi, sorgulamamayı, hatırlamamayı büyük bir rahatlıkla makinelerin üzerine yıktı. Aptallık bireysel bir kusur olmaktan çıktı, her türden görev ve sorumluluğunun devredildiği bir sürece dönüştü. İnsanlar yapay zekâya akıl danıştı, ahlâk sordu, vicdan yükledi; sonra da çıkan cevabı “ben demedim, algoritma dedi” diye savundu. Etik ve vicdan ihaleye çıkarıldı; açık artırmaya sadece Netanyahu katıldı.
Makineler akıllandıkça insanlar zekâlarını dinlenmeye aldı. Düşünmeden yaşamak üstüne üniversitelerde kürsü kurulmadı ama az kaldı. Bu zihinsel tembelliğin bedeli sadece bireysel alanda ödenmedi; kurumlar da aynı hızla dönüştü.
2025 yılında şefler artarken Kızılderililer azaldı[i]; özellikle kurumsal şirketler, kamu kurumları, üniversiteler büyük sivil toplum örgütlerinde yöneticiler artmaya devam ederken “düz çalışanlar” neredeyse tükendi. 10 saha elemanının çalıştığı birimin 1 müdürü, 2 müdür yardımcısı, 4 şube müdürü, 4 takım lideri, 1 koordinatörü, 7 yönetici asistanı, 1 mali hizmetler sorumlusu, 1 bilgi işlem yetkilisi, 2 getir götür elemanı olması kimseye garip gelmedi. İşi yapan sayısı azalırken raporlayan, ölçen, planlayan, geliştiren, denetleyenlerin sayısı durmadan arttı.[ii] Birkaç yıl öncesinin teknikerleri aynı maaşla “supervisor, team lead, manager” unvanları aldı. İngilizce konuşulan ülkelerde “bullshit” diye tanımlanan, maaşı, koltuğu, masası olan ama ana üretime katkısı olmayan çalışanları ayıklamak için de ayrı departmanların oluşturulması çılgınlığa yeni halkalar ekledi.
2025 yılında, hukuk devasa ve uluslararası dokunulmazlığı olan bir transatlantik olsaydı güpgüzel bir havada, açık denizde telsizle “mayday” çağrısı yaptıktan sonra esrarengiz bir biçimde kaybolduğunu öğrenecektik. Daha da tuhafı, kurtarma/arama çalışmalarına sadece küçük gemilerin, balıkçı teknelerinin katıldığını, büyük devletlerin donanmalarının kılını kıpırdatmadığını duyacaktık. Ardından Trump bir açıklama yaparak Hukuk adı taşıyan bir geminin hiç olmadığını, güçlü olanın daima haklı olduğunu ve bu nedenle hukukun saçma bir fikir olduğunu söyleyecekti.

Bu yazının tüm bir 2025 yılı özeti olmak gibi bir iddiası yok, keskin bir bıçakla aldığım birkaç kesit sundum size. Elimdeki torbayı önünüze döküp saçmak yerine rastgele seçtiğim birkaç konuyu benim durduğum yerden anlattım. Özcesi yaşadığımız çağ her şeyi bilen anlatılara değil, dürüst, iddiasız, samimi ve bilimden taviz vermeyen cesur fikirlere tahammül edebiliyor. Şimdilik.
DİPNOTLAR
[i] “Şefler arttı kızılderiler azaldı” deyimi çok fazla insanın emir verdiği ama işleri yürütmek için yeterli eleman olmadığı yönetim biçimi için kullanılan bir metafordur.
[ii] OECD, ILO ve büyük danışmanlık şirketlerinin (McKinsey, Deloitte, PwC) 2023–2025 arası raporları aynı şeyi söylüyor.
Doğan bey,
Beğendiğim bölümler: şefler artarken kızılderililer azaldı : Az sayıdaki üretenin emeğini saydığınız yam yamlar paylaşırken üretenin de azla yetinmesi için telkin tellallarına da pay ayırmayı unutmuyorlar. Sistemi koruyan onlar. Halkı ya din ve öbür dünyayla hipnoz ediyor yada kapitalizmin gücünü gösterip çaresizlik yayıyorlar.
İkincisi de Hukuk bölümü : Öyle bir şeyin hiç olmadığının açıklanması!
Von meinem iPhone gesendet
BeğenLiked by 1 kişi
Çok akıcı şiirsel bir dil. Ayakta alkışlıyorum sizi
Sema
BeğenBeğen
Muhteşem anlatım. Lütfen daha çok yazın
BeğenBeğen