FAŞİZM YÜKSELİRKEN

İlk sürpriz İsveç’ten geldi. Neonazilere yakın duruşuyla tanınan İsveç Demokratları Partisi (SD) birkaç hafta önce yapılan seçimlerden ikinci parti olarak çıktı. Oyların yüzde yirmisini alan SD, 73 milletvekili çıkararak hem oylarını katlayarak arttırdı hem de anahtar parti durumuna geldi. İkinci Dünya Savaşı yıllarından beri İsveç’te ilk kez radikal sağ bir parti, ana akım siyasi yelpazenin içinde yer almayı başardı. Göç, göçmen ve yabancı karşıtı politikaları yüksek sesle dile getiren SD, ülkedeki göçmenlerin panik yaşamasına sebep olmuş durumda. 

Kısa süre önce yapılıp sonuçlanan İtalya genel seçimleri kıta Avrupa’sında gerilime sebep olmuş görünüyor. İtalyan Faşist lider Mussolini’yi aklama gayretini ve neofaşist çizgisini saklayamayan İtalya’nın Kardeşleri Partisi (FdI) %26 oy oranıyla seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Sağ partilerin toplam oy oranı %44’e ulaştığı için Cumhurbaşkanı’nın hükümeti kurma görevini İtalya’nın Kardeşleri Partisi Genel Başkanı Giorgia Meloni’ye vermesi bekleniyor. 

İtalya’nın Kardeşleri Partisinin 2018 seçimlerinde %4,4 olan oylarını yaklaşık 6 kat arttırması açıkça kaygı verici. Alınan sonuçları, seçime katılma oranının %64 olmasına bağlayanlar çoğunlukta… Nedir, oy oranını arttıran İtalyan neofaşistlerinin bu “başarısını” sadece seçime katılma oranının düşüklüğü ile açıklamak mümkün değil. Kıta Avrupası’nda İtalya’dan İsveç’e, Macaristan’dan Fransa’ya, aşırı sağın giderek yükselen güç olmasının sebeplerini sorgulamak zorundayız. Kimi siyasi odakların “Avrupa aslına rücu ediyor” şeklindeki açıklamalarını, neofaşist retoriğin normalleştirilmesi ve sıradanlaştırılması olarak okumak yanlış olmayacaktır.

Kimi Avrupa ülkelerinde faşist partilerin güçlenmesini solun zafiyetine, bölünmesine ve apolitik gençlerin oy kullanmamasına bağlamak, temel sorunu gözden kaçırmaktır. Çünkü Avrupa faşizminin yükselmesinin sebebi, yabancı ve göçmen düşmanlığının argüman olarak kullanılması ve kışkırtılmasıdır. 

Faşizmin temel mottosu kendinden olmayan, kendine benzemeyen, kendine biat etmeyen her türden farklılığı yok etmektir. Faşizm, bir toplumda farklı kültürel, sosyal yapıların ağır ağır sindirilmesinin koşulları ortadan kalktığı dönemlerde egemen siyasi güç haline gelir. Sağ liberal siyasetin farklılıklara yaklaşımındaki ılımlılık, “sorun çıkarmama, gündemden uzak durma, asimile olmaya ve sömürülmeye razı olma” noktasına kadardır. Farklılıklar sorun olarak tanımlanmaya başlandığında sağ liberalizm yerini faşizme bırakır. İtalya’nın başına gelen tam olarak budur!    

Homo Sapiens topluluklarının hemen tümünün kültürel kodlarında çekinik olarak varlığını sürdüren, faşizmin besin kaynağı olan öğeler vardır. Milliyetçilik, ulusal bağımsızlık, bayrak, ırk, geleneksel yaşam biçimi, konformizm, din gibi öğeler toplumun fertlerine aidiyet sağlar; sömürülmenin ve eşitsizliklerin getirdiği huzursuzlukları giderir. Bu öğeleri iyi manipüle eden liberal siyasi iktidarlar, statükonun korunmasını sağlarlar. Ekonomik eşitsizliklerin, sömürünün, yoksulluğun artışı, etnik hareketlilik ve göçlerin kontrolden çıkması, çekinik bu öğelerin hızla güçlenmesine ve toplumun dil kodlarına sızarak hâkim ideolojik güç haline gelmesine sebep olur. 

Yukarıda, faşizmin çekinik kodlarının nasıl olup da başat ideolojik aygıt haline gelebildiğinin temel algoritmasını yazdım. Her toplum bunu uyarlayarak kendi faşizminin kodlarını üretir. Faşist rejimlerin gelişimi bir diktatörün iktidara gelmesine değil, toplumsal dinamiklerin o diktatörü karar organlarının en tepesine taşımaktaki “becerisine” bağlıdır. 

Bir toplumda faşizm kodlarının hâkim ideolojik güç haline gelip gelmediğini veya seviyesini belirlemek mümkündür. Ölçek oldukça basittir: Toplumun farklılıklara olan tahammülsüzlük derecesindeki artışı niceliksel ve niteliksel olarak saptayabilirsek, faşizmin palazlanma düzeyini anlayabiliriz. 

Faşizmin ideolojik kodları eğitim düzeyi düşük, geleneklere sımsıkı bağlı, dini taassubu güçlü toplum kesimlerinde yarı uyur halde uzun yıllar boyunca gizlenebilir. Bu kodlar uygun koşullar oluştuğunda, toplumun daha geniş kesimlerine masum mesajlarla, kökleşmiş düşmanlıkları ve bağnazlıkları körükleyerek, ırka ait özellikleri ve sembolleri tozlu raflardan çıkararak, anlamaya çalışmak yerine kategorik ve keskin çözüm önerilerine sarılarak, tüm farklılıkları tehdit olarak göstererek hızla yayılır. Hemen ardından başta hukuk ve eğitim olmak üzere tüm kurumları ele geçirmeye girişir. Bu kodlar kitlesel hale geldiğinde o toplumdaki şiddet olayları keskin bir biçimde artışa geçer. Faşizm doğası gereği, ülkeler arasında veya iç savaş yoluyla zirve noktasına ulaşır.  

Bir örnek ve sonuç

Bir süredir Karabük Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde göreve yeni başlayan bir öğretim görevlisinin fotoğrafı sosyal medyada hızla yayılmış bulunuyor. Fotoğraf bu: 

Sosyal medyada bu kişinin sadece fotoğrafına ve yabancı olduğu anlaşılan ismine bakarak yapılan çirkin yorumlara ayrıntılı yer vermek istemiyorum. Yorumların en hafifi “mağara adamı, canlı bomba uzmanı, kafa kesme hocası” vb. ifadelerden oluşuyor. Birkaç istisna hariç olmak üzere kimse “yahu bu adam akademisyen, doktor öğretim üyesi, yayınları, özgeçmişi internet ortamında var mıdır acaba?” diye sorgulama gereği duymadan, göçmenlere duydukları tüm öfkeyi kusmuşlar. Oysa Dr. Magdy Hussein Mourad Mohamed’in internet ortamında 11 sayfalık bir akademik özgeçmişi bulunuyor. Özgeçmişin birinci sayfa görselini aşağıda verdim; tamamını görmek için linki tıklayınız.

Avrupa halkları, savaştan ve yoksulluktan kaçan mülteci akınlarına Türkiye’nin binde birinden bile az maruz kaldığı halde, çözüm yolunu radikal sağda, neofaşist partilerde aramaktadır. Göç oranının nispeten az olması ve güçlü ekonomileri sayesinde radikal sağın bu yükselişi, şiddet olaylarının toplumsal yaşamı felç edecek ölçüde artmasına sebep olmuyor, şimdilik! Şimdilik diyorum çünkü radikal sağın, faşizmin yükselişi er ya da geç şiddetin yolunu açacaktır. Örneğin Avrupa ülkeleri, mülteci botlarını batırarak veya batmasına göz yumarak sebep oldukları ölümlerle, toplumlarının şiddetle olan ilişkisini hızla değiştirmeye başlamışlardır. 

Temel gıda maddelerine bile ulaşılmasının zorlaştığı ülkemiz koşullarında, kitlesel göçün devasa sorunlara sebep olduğunu, olacağını öngörmek için toplumbilimci olmaya gerek yok; apaçık görünüyor. Giderek artan yoksulluk, eşitsizliklerin büyümesi, dini/ırkçı bağnazlığın kışkırtılmasıyla “kitlesel göç” problem buleri ivmelenerek katlanmaktadır. Nedir, “Suriyelileri, Afganlıları istememek faşistlikse, evet, ben faşistim” düşünce kalıbıyla sorunun çözüleceğini zannedenler cehenneme kömür kürediklerini bilmek zorundadırlar. Çünkü bir toplumsal soruna ait duyarlılığı ifade etme, dile dökme biçimi, faşizmin şaşmaz ibresidir. 

DİPNOTLAR

1-İtalyanca söylemek gerekirse “erkek kardeşler partisi”.
2-Hayırlı cumalar…
3-Okullarda andımız tartışmaları, ismin başına TC ibaresinin getirilmesi vb…

FAŞİZM YÜKSELİRKEN” üzerine 3 yorum

  1. Hitler; Gotlerle Cermenleri birbirine düşüremeyince, Yahudi düşmanlığı yaratarak gücünü artırdı. Türkiye’de de; yabancı oranını artırarak, yabancı düşmanlığı artırılıyor. Yabancı düşmanlığı artırılarak amaca ulaşılabilir.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s