“sen ne maskara, ne dönek bir acunsun?”

Yıllar geçti aradan, belki 10, kim bilir, 20, 30 yıl… Brezilya Tabipler Birliği Başkanı bir basın açıklaması yaparak Amazon ormanlarındaki tahribatın dünya ekosistemini tehdit ettiğini, acilen tedbir alınması gerektiğini söylemişti. Brezilya’da kıyamet kopmuştu, pek çok hekim Tabipler Birliği Başkanı’na karşı cephe almış, doktorların çalışma şartları ve özlük hakları ile ilgili sorunlar yerine “siyasi açıklamalar” yapmasını kınamış, Amazon ormanlarıyla ilgilenmek istiyorsa Tabipler Birliği Başkanlığı görevinden istifa ederek çevre örgütlerinde veya siyasi partilerde çalışmasını önermişlerdi.

Bizim buradan, ülkemizden baktığımızda, Amazon ormanlarındaki ağır ekolojik yıkıma karşı durmak hem normal hem de oldukça “masum” bir eylem gibi görünüyor. Brezilya’da durum farklı, Amazon ormanları milyarlarca dolarlık bir rant kaynağı olarak görülüyor; kapitalizm en çirkin yüzünü göstererek “ülkenin refahı” ve milyonlarca Brezilyalının “ekmek teknesinin” Amazon ormanları olduğunu iddia ederek çevre örgütlerini vatan haini olarak göstermeye çalışıyor. Brezilya’nın sağ, faşist ve hatta liberal sol siyasi temsilcileri ise, Amazonların tahrip olmasıyla Dünya ekosistemi zarar görecekse, tüm ülkelerin bunun bedelini kendilerine ödemeleri gerektiğini iddia ediyorlar.

Brezilya Tabipler Birliği Başkanının o dönemdeki açıklamasını çok onurlu bir hareket ve hekim örgütü başkanına yakışır bir davranış olarak değerlendirdiğimi, kendi başkanlarını istifaya davet eden, “siyaset yapmamasını” isteyen hekimlerle aynı mesleğin mensubu olmaktan mutsuz olduğumu söylemek isterim. Çünkü bir ülkenin Tabipler Birliği, o ülkenin insan sağlığını, yaşamını ilgilendiren tüm alanlarda bir üst akıldır; hekimliğin insan yaşamına karşı sorumluluk bilinci, bu üst aklın nasıl çalıştığına işaret eder.

Biz bu filmi daha önce de gördük: 1980 faşist askeri darbesi sonrasında, tek “suçları” görüşlerini açıklamak olan yüzlerce aydın tutuklandı, aralarında Türk Tabipler Birliği Başkanı Dr. Erdal Atabek de vardı. Faşist Cunta döneminde idam cezasına karşı çıkan TTB yöneticileri hakkında dava açıldı, TTB’nin siyasetle ilgilendiği gerekçesiyle kapatılması istendi. O dönemin kimi hekimleri “TTB siyasetle uğraşmasın, hekimlerin özlük haklarının düzelmesi için çalışsın” diyorlardı; onlarla aynı mesleğin mensubu olmaktan da hep mutsuz oldum; onların bu görüşlerinin mesleği uygulama biçimine nasıl sinsice sızdığına, mesleğin itibarsızlaştırılmasındaki rollerinin ne denli büyük olduğuna neredeyse 40 yıldır tanık oldum, olmaya devam ediyorum. Peki bu hekimlerin sayısı çok mu? Doğrusunu mu söyleyeyim? Hepsi değil elbette! Ama çok!

Günümüz Türkiye’sinin TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TSK’nın Doğu ve Güneydoğu’da yapılan operasyonlarda kimyasal silah kullanmış olabileceğine, ölenlere otopsi yapılmadan kesin karar verilemeyeceğine, konunun aydınlatılması için başka araştırmalar yapılması gerektiğine dair ifadeleri nedeniyle tutuklu bulunuyor. Şebnem Korur Fincancı’nın ve avukatlarının mahkemede kendisine sen diye hitap eden mahkeme başkanının üslubuna yaptığı itirazını, -doğru veya yanlış- görüşünü açıkladığı için kelepçeli tutuklanmasına verdiği tepkiyi, savunmasının temel dayanaklarını medyadan izlemiş/okumuş olmalısınız, kaçırdıysanız geç değil, iki tık ötenizde duruyor.

Prof. Dr. Ş. K. Fincancı ile aynı siyasi görüşleri paylaşmıyor olabilirsiniz -ki bunlardan biri de benim-, “yetmez ama evet” duruşunu onaylamayabilirsiniz -ki bunlardan da biri benim-, TSK’nın kimyasal/ biyolojik silah kullanmadığına gözünüzle görmüş kadar emin olabilirsiniz -gözümle görmedim-, tüm bu itirazlarınızı dile de getirebilirsiniz; hekimseniz itirazlarınızı TTB genel kurulunda ifade etmenin de yollarını ararsınız, hem hakkınız hem de sorumluluğunuzdur! Nedir, bütün bu karşı çıkışlarınız, Sayın Fincancı’nın gözü dönmüş eli silahlı bir katil gibi tutuklu yargılandığı koşullara “AMA” bağlacını kullanmanıza izin vermez, vermemelidir. Çünkü o “AMA” bağlacı hepimizde “acaba TTB Başkanı doğru söylediği için mi içeri atıldı ve bu muameleye maruz bırakıldı?” sorusunu sormamıza neden olur; olmaz mı?

Bu yazımın başlığı büyük şair Namdar Rahmi Karatay’ın Al Kaşağı Gir Ahıra” başlıklı şiirinin bir dizesidir.

“sen ne maskara, ne dönek bir acunsun?”” üzerine bir yorum

  1. Her yazınız gibi bu da çok etkiledi beni . Dr Fincan’cıya yapılan uygulamaya karşı duruş göstermek için onunla aynı görüşte olmamız gerekmez! Dogru tektir! Yapılanlar yanlış ve ahlaksızcadır. Sevgiler Louisiana’dan

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s