Avrupa’da aşırı sağın tarihi: Almanya’da 1945 yılında salgın halindeki intiharlar

1945 Ocak ayında SSCB Kızılordu’su Polonya’ya ulaşıp Almanya sınırına dayanmıştır. Aynı günlerde müttefik ordularının öncü tümenleri de General George Patton komutasında geri çekilen Alman birliklerinin peşinde Saar nehrini geçmeye hazırlanıyordu. Bu tarihten itibaren Alman toplumunda intihar vakaları başlamış, Nisan ayı geldiğinde büyük artış göstermiştir. İntiharlar yargılanmaktan korkan Nazi yöneticileri ve askeri personelden ibaret değildir. 30 Nisan’da Adolf Hitler’in intiharını müteakiben zirveye çıkan intihar dalgası toplumun bütün kesimlerinde görülen bir salgın olarak tanımlanabilir. 

Moskova Konferansı

İkinci Dünya Savaşı devam ederken müttefik ülke dışişleri bakanlarının katılımıyla 18 Ekim- 11 Kasım 1943 tarihleri arasında Üçüncü Moskova Konferansı toplanmıştır. Müttefik ülkelerin işbirliği konusunda çalışan üst düzey diplomat ve generallerin de katıldığı konferansta dört ayrı deklarasyon yayınlanmıştır.  

Moskova Konferansı 1943- Kaynak: Vikipedi. 

Moskova Konferansında bir “vahşet deklarasyonu” da imzalanmıştır. Buna göre savaş suçu işlediği sabit olan Naziler, suç işledikleri ülkelere geri gönderilecek, eziyet ettikleri halklar tarafından yerinde yargılanacaklardı. Eylemleri belirli bir coğrafi konumla ilişkilendirilemeyen suçlular ise müttefik hükümetlerinin ortak kararıyla cezalandırılacaklardı. Savaş sonrası yargılamalarında bu kararların tam olarak uygulandığı söylenemez. Özellikle SSCB ve diğer yeni kurulan Doğu Avrupa ülkeleri tarafından yargılanmak istenen savaş suçlularının çok azı bu ülkelere iade edilmiştir. Nedir, “vahşet deklarasyonu”nun içeriğini bilen çok sayıdaki Nazi yöneticisi ve hatta sıradan Nazi Partisi üyeleri savaşın son günlerinde panik içinde intihar etmeyi seçmişlerdir. Askerler için Kızılordu’ya teslim olmak, en iyi olasılıkla Sibirya’da çalışma kamplarında “ölümüne” çalışmak anlamına geliyordu. Sadece 1945 Nisan ve Mayıs aylarında Berlin’de Nazi Partisi yetkilisi ve üst düzey askeri personelden 3.881 kişinin kendilerini öldürdüğü bilinmektedir. Ama halk arasında yaygın olarak görülen intiharların asıl sebebinin “vahşet deklarasyonu” olmadığı anlaşılmaktadır. 

Alman halkı, yenilginin utancını yaşamaktansa intihar etmenin kahramanca bir fedakârlık olduğuna inanmıştır

Yenilgiyi kabul etmek yerine intihar etmek, Nazi ideolojisinin temel öğretilerinden biridir. Adolf Hitler, daha 1939 yılında Reichstag’da yaptığı bir konuşmada intiharı yenilgiye tercih ettiğini açıklamıştır. Alman ordusu subayları, savaşta teslim olmak yerine intihar etmelerinin kahramanca bir fedakârlık olduğuna inandırılmış, Nazi Partisi üyelerine partiye sorgusuz sualsiz sadakat ve yenilgi içinde yaşamaktansa ölümün tercih edilmesi gerektiği telkin edilmiştir. Yıllar boyunca Alman toplumu yenilgiyi kabullenmektense intihar etmeği yücelten Nazi propagandasına maruz kalmıştır. 28 Şubat 1945’te bir radyo konuşmasında Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, “Almanya yenilirse neşeyle hayatımı çöpe atacağım” demiştir. Böylece Alman halkı, “Führer’in son anda bir kıyamet silahını kullanarak savaşı kazanacağına” dair inancını yitirmişti. 

Propaganda Bakanlığı, yıllar boyunca teslim olmanın kabul edilemez olduğunu toplumun kodlarına işlemiştir. Nazi yönetiminin hazırladığı ve tüm şehirlerde asılan posterlerde, Alman bebeklerini paramparça eden vahşi Ruslar tasvir ediliyordu. Tüm ülkede Rusların vahşetini anlatan kitaplar ve broşürler yayılmıştı.  Almanlar, Ruslar’ın kendilerine tecavüz edeceklerine, onları yakacaklarına ve parçalara ayıracaklarına inanıyorlardı. 

Anti Bolşevik poster, Ya zafer, ya Bolşevizm.  Kaynak: Lemo lebendiges Museum Online

SSCB cephesinde savaşmış Alman askerleri orada ne yaptıklarını ne yapıldığını biliyorlardı. Alman ordusunun yaptığı katliamlar kulaktan kulağa yayılmış, Nazi ordusu tarafından çocuk ve yaşlıların öldürüldüğünü, kadınlara tecavüz edildiğini, ahalisiyle birlikte köylerin yakıldığını Alman halkı öğrenmişti. Bu yüzden Goebbels’in propagandası ve SSCB’nin acımasızca intikam alacağı düşüncesi kulağa çok inandırıcı gelmiş olmalıdır. 

Nazi propaganda posteri. Alman askerleri Rus ejderhasını öldürüyor. Almanya’nın zaferi Avrupa’nın özgürlüğüdür.  Kaynak: Vikimedia commons.

Nazi propaganda aygıtı, ölümü neredeyse kutsasa da bu, bu denli yaygın ve çok sayıdaki intiharı açıklamakta yeterli değildir. Görüyoruz ki toplu intiharlar Nazi üst kadrolarına özel değildir ve Alman toplumunu yaygın bir kıyamet duygusu sarmalamıştır; peki neden? 

1945 yılında Almanya’da birçok faktör, toplu intiharlara sebep olmak üzere bir araya gelmiştir: Şiddete, işkenceye, acıya maruz kalma korkusu, Rusların intikam alacağı beklentisi, suçluluk ve suç ortaklığı duygusu, umutsuzluk ve sevdiklerinin kaybı, Nazi faşist ideolojisinin 1933 yılından beri topluma dayattığı ve insanların kemiklerine kadar işlemiş ölümün kutsanması… Bunların hepsi belirli bir bulaşıcı atmosfer yaratmış, insanlar kendilerini öldürmeye başladığında, diğerleri onları takip etmişlerdir. 

“Bedava” siyanür kapsülleri dağıtılıyor

Savaşın son günlerinde insanların kendilerini öldürmesinin en yaygın yöntemlerinden biri siyanür kapsüllerinin kullanılmasıydı. 12 Nisan 1945’te Hitler Gençlik Örgütü üyeleri, Berlin Filarmoni Orkestrasının son konserinde seyircilere siyanür hapları dağıtmıştır. 

12 Nisan 1945, Berlin Filarmoni Orkestrası, Nazi dönemine ait son performansını sergilemiş, konser, Richard Wagner’in Götterdämmerung eserinin finaliyle sona ermiştir. 

Hitler Gençlik Örgütü üyelerinin başka yerlerde de siyanür kapsülleri dağıttığı bilinmektedir. Hitler intihar etmeden önce Führerbunker’da[i] bulunan tüm personele zehir kapsülleri verilmesini sağlamıştır. Askeri personelin intiharlarında daha çok tabanca veya diğer ateşli silahları kullandığı görülmektedir. 

Bana kendini vuracağına söz ver (Promise Me You’ll Shoot Yourself)

Alman yazar Florian Huber, “Promise Me You’ll Shoot Yourself: The Downfall of Ordinary Germans, 1945[ii]” adlı kitabında, Nazi Almanya’sı çökerken askerlerin, hükümet yetkililerin, Nazi politikacılarının ama en önemlisi sıradan insanlarının, ev kadınlarının, işçilerin, gençlerin, öğretmenlerin, doktorların kendi hayatlarına nasıl kıydıklarını incelemiş ve yazmıştır[iii].

Florian Huber toplu intiharların sayısı konusunda kesin rakamlar veremiyor. Almanya’da intihar salgınında ölenlerin sayısının on binlerce olması gerektiğini ancak savaşın kaotik son günlerinde, resmi istatistikler, belgeler ve tıbbi raporlar neredeyse ortadan kalktığı için kesin bir rakam vermenin imkânsız olduğunu yazıyor. İntihar edenlerinin sayılarının yüksek olmasının sebeplerinden biri de pek çok kişinin canına kıymadan önce aile fertlerini, eşlerini ve hatta çocuklarını da öldürmüş olmalarıdır. 

Leipzig Belediye Başkan Yardımcısı Kurt Liso, eşi ve kızı birlikte intihar etmişlerdir. Kaynak: Vikipedi. 

Toplu intihar dalgası Almanya’nın her bölgesine yayılsa da ABD ve İngiltere tarafından işgal edilen bölgelerle, SSCB tarafından işgal edilen yerlerdeki intiharların oranlarındaki farklılık çarpıcıdır. Kızılordu tarafından işgal edilen bölgelerdeki intiharlar ezici bir çoğunluğa sahiptir. En çarpıcı örnek Demmin kasabasında yaşanmıştır. 

Demmin kasabası toplu intiharları

Demmin kasabası Nazi yönetiminden önce de milliyetçi, antisemit örgütlerin kalelerinden biridir. Nazilerin iktidara gelmesinden önceki Weimar Cumhuriyeti[iv] yıllarında, aşırı sağın öncülleri olarak ortaya çıkan antisemit ve milliyetçi örgütlerin hedefi, monarşiyi yeniden tesis etmektir. Demmin kasabasında 1933’te yapılan ulusal seçimlerde Nasyonal Sosyalist Parti yüzde 53,7 oy almıştır. Bu oran Almanya ortalamasının oldukça üstündedir. 

1945 yılında 10-15.000 nüfuslu, Polonya sınırına yakın Demmin kasabasında, benzeri az görülen toplu intiharlar tespit edilmiştir. 30 Nisan 1945 günü Kızılordu, Demmin kasabasına ulaşmıştır. Şehirde konuşlanan Alman ordusuna ait birlikler geri çekilmiş, kasabayı kuzey, batı ve güneyde çevreleyen Peene ve Tollense nehirleri üzerindeki köprüleri havaya uçurmuş, böylece Kızılordu’nun ilerlemesini nispeten engellemiş ancak kasabadaki sivillerin de kaçış yolu kesilmiştir. SSCB ordusundan 3 kişilik bir heyet kasabanın direnmeden teslim olmasını talep etmiş ama Hitler Gençlik Örgütüne ait olduğu sanılan milislerin açtığı ateş sonucu üç arabulucu öldürülmüş, Kızılordu ateş desteği ile kasabaya girmek zorunda kalmıştır. Kaçmaya çalışan insanların Peene ve Tollense nehirlerine atladığına, kucağında çocuklarıyla kaçan kadınların sırt çantalarına taş doldurup kendilerini nehre bırakarak çocuklarıyla birlikte öldüklerine dair çok sayıda vaka bildirilmiştir. Korku içindeki kasaba ahalisinden nüfusun neredeyse onda birini oluşturan yaklaşık 900 ile 1500 kadar kişinin intihar ettiği sanılmaktadır.  Kızılordu’nun girdiği diğer şehir ve kasabalarda da bu oranda olmasa da yaygın intiharlar görülmüştür. 

Tarihçilerin ihtilafı

Demmin kasabasındaki katliam gibi intiharlar, Alman toplumunda çok uzun yıllar tabu olarak kalmıştır. Berlin Duvarının yıkılmasına kadar Doğu Almanya’da Demmin kasabasında ve diğer yerlerde olan toplu intiharlar üzerine konuşulması, yazılması yasaklanmıştır. Kaldı ki bu vakalara ait belgeler vardıysa da savaş koşullarında imha edilmiş veya korunmamıştır. Almanya’da toplu intiharlar konusunu derli toplu olarak ilk defa kitap yazıp 2016 yılında yayımlayan kişi Florian Huber’dir. Kitap bir ilk olma nedeniyle önemli olsa da bazı iddiaları sadece görgü tanıklarının ifadelerine dayandırılmıştır. Huber, kitabında Demmin kasabasında Kızılordu’nun sivillere yönelik katliam yaptığını, sistematik olarak kadınlara tecavüz edildiğini iddia etmiştir. Huber’e göre yaklaşık “2 milyon Alman kadını tecavüze uğramış ve Almanya’daki toplu intiharların önemli sebeplerinden biri de bu katliamlara tanık olunması ve tecavüze maruz kalmış olmalarıdır”. 

Kızılordu askerlerinin yaklaşık iki milyon Alman kadına tecavüz ettiğine dair haberler soğuk savaş yıllarında pek çok defa yazılmış, yayımlanmıştır. Hatta soğuk savaş sonrasında ve günümüzde bile bu haberlerin popülizminden faydalanmak isteyen yayın organlarına rastlamak mümkündür. Örneğin İngiltere’de yayımlanan 24 Ekim 2008 tarihli The Telegraph gazetesi “Alman kadınları Kızılordu tecavüzlerinin dehşeti üzerine sessizliklerini bozdu” başlığı ile bir makale yayımlamıştır.[v] Yazı 83 yaşındaki bir kadının anlattıklarına dayanıyor. Yani elimizde belge yok ve SSCB askerlerinin ne ölçüde şiddet ve tecavüz olaylarına katıldığını söylemek kolay değil. Amerikalı tarihçi Prof. Norman Naimark, 1945’in ortalarından sonra sivillere tecavüz eden Sovyet askerlerinin genellikle tutuklamadan infaza kadar değişen derecelerde cezalandırıldığını yazmıştır. Naimark, 2017 yılında yazdığı bir makalesinde savaşın askerleri “insanlıktan, insani değerlerden uzaklaştırdığını” söylemiştir. 

Polonya Bilimler Akademisi’nden iki araştırmacı, Joanna Ostrowska ve Marcin Zaremba, Kızılordu’nun 1945 Kış Taarruzu sırasında Polonyalı kadınlara tecavüzlerinin kitlesel bir ölçeğe ulaştığını yazmışlardır. İddiaya göre, Polonya’nın işgali sırasında kadına yönelik cinsel şiddetin artmasının sebebi, Sovyet askeri birimleri kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalmış, yiyecek malzemesi ve erzak aramak için yağmacı çetelere dönüşmüş, cezalandırılma korkusu yaşamayan askerler tecavüz ve katliamlara karışmışlardır. 

Yazar Antony Beevor, 2002 yılında yayınlanan “Berlin: The Downfall 1945[vi]” adlı kitapta yalnızca Berlin’de 130.000 kadının tecavüze uğradığını ve bunların 10.000’inin intihar ettiğini yazmıştır. Bu kitapla ilgili bir eleştiri yazısı yayınlayan Moskova’daki Rusya Bilimler Akademisi’nde savaş tarihi başkanı olan Profesör Oleg Rzheshevsky, 4.148 Kızılordu subayı ve çok sayıda askerin Alman sivillerine karşı işlenen suçlardan dolayı mahkûm edildiğini iddia etmiş, yaygın tecavüz iddialarının belgesel kanıtlarla desteklenmediğini iddia etmiştir. Kitabın alıntılardan oluştuğunu, kaynak notlarının olmadığını yazan Profesör Rzheshevsky “Tecavüz edilen ve öldürülen kadınların sayısı hakkındaki bilgiler, kurbanların ve tanıkların verdikleri yaklaşık sayılara, röportajlardan ve diğer kaynaklardan yapılan alıntılara dayanmaktadır” demektedir. Savaş koşullarında, Kızılordu tanklarının üzerinde “Alman işgalciler için intikam ve ölüm!” yazıyor olmasının sivillerin katliamı anlamına geldiğini söylemek doğru olmasa gerekir. Profesör Rzheshevsky, “tecavüze uğrayan Alman kadınlarının deneyimleri” gibi ifadelerin kullanılmasının, bilimsel araştırmadan çok ucuz kurgu romanları için uygun olduğunu söylemiştir. Rus tarihçinin eleştirilerine karşı çıkan İngiliz tarihçi Richard Overy, kitaba Rus tarihçilerinin tepkisini eleştirmiş ve Beevor’u savunmuştur. Overy, Rus tarihçileri Sovyet savaş suçlarını kabul etmeyi reddetmekle suçlamış ve “galiplerin tarihini” yazdıklarını iddia etmiştir. 

Sovyet Generali Dmitry Shepilov, askerleriyle birlikte olay yerini inceliyor. Kaynak: Vikipedi.

Tarihsel olayları anlatan yazarlar, olayları ve vakaları değerlendirirken bilimsel yöntemlerden saptıkları andan itibaren hemen sadece hipotezlerini destekleyen olayları görür ve anlatırlar. Kanaatimce SSCB’nin Almanya’da yaptığı iddia edilen katliam ve tecavüzlerin boyutunu ve doğruluğunu anlamak için savaş yıllarındaki Nazi propagandası ve soğuk savaş yıllarındaki ABD ve İngiltere merkezli anti Sovyet propagandasına dayanan iddialardan daha fazlasına, röportajlar ve alıntıların ötesinde nesnel verilere ihtiyaç duyulmaktadır.  Maalesef münferit olaylar dışında Kızılordu’nun sistematik bir katliam yaptığına dair belgeler ve savaş sırasında SSCB genelkurmayının ordunun alt kademelerine gönderdiği yazılı emirler elimizde bulunmamaktadır[vii]. Ama şu kadarını söylemek hatalı olmayacaktır: Rus tarihçi Profesör Oleg Rzheshevsky’nin 4.148 Rus subayı ve çok sayıda askerin yargılandığını belgelerle açıklamasını doğru kabul edersek, bu bize iki durumun varlığını göstermektedir. Birincisi SSCB üst askeri yönetimi bu katliamları emretmemiş, hoşgörü de göstermemiştir. Ama sivillere kötü muameleden yargılanan 4148 subay sayısı küçümsenmemelidir. Bu sayı tespit edilemeyenlerle beraber sivillere yönelik kötü muameleye katılan subayların sayısının on bine ve hatta daha fazlasına ulaştığına işaret etmektedir.  Ki bu denli çok sayıda emir komuta yetkisine sahip subayın “sivil halka kötü muamele” suçuna karışmış olması kafa karıştırıcı, şüphe uyandırıcıdır.  Sonuç olarak, Almanya’da 1945 yılında meydana gelen intihar salgınının en önemli sebebinin SSCB ordusunun yaptığı katliam ve tecavüzler olduğunu söylemek konusunda, rivayet, tanık ifadeleri, kara propaganda vb. dışında yeterli bilgi ve belge olmadan kesin yargılara varmanın doğru olmayacağı kanısındayım. 

Şüyuu vukuundan beter

Günümüzde, 1945 yılı Almanya’sında intihar salgını konusunu yazılı kaynaklarda veya internette aradığınız zaman bulacağınız makalelerin, köşe yazılarının tamamına yakını SSCB Kızılordu’sunun tecavüz ve katliamlarına işaret etmektedir. Aradan geçen yaklaşık 80 yıla rağmen “SSCB Kızılordusu’nun katliamlar yaptığı” konusu Avrupa’da aşırı sağın en önemli tutamaklarından biri olmaya devam etmektedir. Örneğin, günümüzde bile Demmin kasabasında, 8 Mayıs 1945’in yıldönümlerinde, aşırı sağ örgütler tarafından toplu intiharları anma gösterileri yapılmaktadır.  

Devam edecek… Gelecek bölümde intihar eden önemli Nazi ileri gelenlerini yazacağım. 

Yazıda kullanılan kaynaklar yazı serisinin bitiminde toplu olarak verilecektir.

DİPNOTLAR


[i] Hitler’in Berlin’de bulunan sığınağı. 

[ii] Kendini Vuracağına Söz Ver: Sıradan Almanların Çöküşü, 1945. Kitap Türkçeye çevrilmemiştir. 

[iii] Florian Huber tarafından yazılan bu kitap Nazi Almanya’sında toplu intiharlar üzerine yazılmış neredeyse ilk kitaptır. Uzun yıllar tabu olarak görülmüş, tarihçi ve araştırmacıların uzak durdukları 1945 yılı intiharları üzerine yazılmış ilk cesur deneme olması nedeniyle önemlidir. Ancak tarihçi bilim insanları bu kitabın bilimsel yöntemlere uygun olmayan iddia ve tezleri nedeniyle eleştirmişlerdir. 

[iv] Almanya’nın 9 Kasım 1918’den 23 Mart 1933’e kadar olan dönemidir. Bu dönemde Almanya ilk kez anayasal bir federal cumhuriyet yönetimi kurulmuştur; bu nedenle Alman Cumhuriyeti olarak da anılır.

[v] https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/germany/3255081/German-women-break-their-silence-on-horrors-of-Red-Army-rapes.html

[vi] Berlin: The Downfall, 1945. Antony Beevor’ın kitabı, “Berlin’in Düşüşü” adıyla Türkçeye çevrilmiş ve Yapı Kredi Bankası Yayınlarından yayımlanmıştır. 

[vii] Örneğin Alman genelkurmayının SSCB cephesindeki birliklere gönderdiği yazılı emirler elimizdedir ve bunlara dayanarak Nazilerin yaptığı katliamlar belgelerle kanıtlanabilmiştir.


Doğan Alpaslan Demir sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Avrupa’da aşırı sağın tarihi: Almanya’da 1945 yılında salgın halindeki intiharlar” üzerine bir yorum

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et