Boşanmaların Artışı Üzerine 

Bu metin, aile ve iktidar arasındaki güç ilişkilerinin yeniden ve yeniden nasıl tanımlandığını tartışmak için kaleme alınmıştır. Boşanma ve evliliği yüceltmek ya da değersizleştirmek için değil…

Sosyal medyanın dipsiz çukurunda dolanırken iki cümlelik bir mesaja takıldım.  İlgi alanlarımın dışında bir konu olsa da yorumların çokluğu, çeşitliliği ve üslup sertliği dikkatimi çekti; mesaj şöyle:

“Psikolog Esra Özbey, sosyal medya hesabından paylaştığı videoda son yıllarda artan boşanma oranlarına ilişkin çarpıcı bir iddiada bulundu. Boşanmaların sorumlusu olarak meslektaşlarını işaret eden Özbey, aile terapistlerinin evlilikte bireysel mutluluğu ve aşkı ön plana çıkarmasının aile kurumuna zarar verdiğini savundu.”

Herhalde bu şekilde söylememiştir diyerek adı geçen psikoloğun herkese açık sosyal medya sayfasını buldum ve bu konudaki videosunu izledim[i]. Videonun “Boşanmalar psikologlar yüzünden arttı” şeklindeki başlığının sadece tıklanma sayısının arttırılması amacı taşıdığını düşünmüştüm. Hayır, bu görüş gerçekten savunuluyordu:

“Aile terapistleri ne zaman insanlara evlilikte asıl önemli olan şeyin aşk ve kendilerini değerli hissetmeleri olduğunu vurguladı boşanmalar ciddi patlak verdi. Eşinden değer beklentisi, üstelik vermeden almak değerlisin ya üzerine bir de hak arayıcılığı yaygınlaşınca evlilikler orda sulanmış ama güneş görmemiş bir bitki gibi solup gittiler.”

Videonun açıklama bölümünde ise modern boşanmaların tarihini bireyci ideolojilerin yükselişiyle ilişkilendiren bir çerçeveye atıf yapılıyordu: 

“Stephanie Coontz isimli bir araştırmacı modern boşanmaların tarihini detaylı bir şekilde inceler. Buna göre, Batı’da psikoloji branşında çalışan uzmanlar arasında Fransız ve Amerikan Devrimlerinin etkisiyle, bireyci ideolojilerin aile terapilerine uyarlanması ve aşk evliliklerinin yaygınlaşması yüzünden artan boşanma oranları patlak verdi.”

Bu yazının amacı bir meslek grubunu savunmak ya da suçlamak değil. Ancak etkili bir dille sunulan bu yaklaşımın normatif[ii] bir çerçeveye yaslandığını ve muhafazakâr politikalara dayandığını teslim ederek meseleye başka bir yerden bakmak istiyorum. 

Boşanma verileri ne söylüyor

TÜİK’in 2025 verilerine göre boşanmış kişi sayısı 3 milyon 567 bin 484’e ulaştı; yetişkin nüfusta oran yüzde 5,20. Boşanma oranları homojen dağılmıyor. İzmir yüzde 8,37, Muğla yüzde 8,35 gibi kentleşmenin, kadın istihdamının, eğitimin,  seküler yaşam tarzı çeşitliliğinin görece yüksek olduğu iller listenin başında yer alıyor.[iii]

Kaynak: TUİK 2024 yılı Kaba Boşanma Hızı

Dünya verileri de benzer bir eğilim gösteriyor. Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’da oranlar yüksek; Güney Asya ve Sahra altı Afrika’da düşük. Ancak düşük boşanma oranı, yüksek evlilik memnuniyeti anlamına mı gelir, yoksa evliliği sonlandırmanın sosyal ve ekonomik maliyetinin yüksekliğini mi gösterir? Bu ayrım belirleyicidir!

Boşanma, çoğu zaman özgürlüğün coğrafyasını takip eder. 

Boşanmanın çok faktörlü doğası 

Evliliği kabusa çeviren sebepler genellikle benzer:  

Sürekli çatışma, duygusal uzaklaşma, saygı eksikliği, işsizlik, gelir stresi, borç, alkol/kumar, madde kullanımı, ten uyuşmazlığı, aldatma, dijital sadakatsizlik, şiddet, yaşam tarzı farklılıkları. 

Bu sebepler hayatı cehenneme çevirebilir ama boşanma süreci için bu sebepler yetmez! Pek çok evlilik bu şartlar altında ömür boyu sürer. Boşanma için yalnızca kriz değil aynı zamanda çıkış olanağı gerekir. Kadınların ekonomik bağımsızlığı, aile ve toplum desteği, sosyal destek ağları, hukuki erişim, çocukların yüksek menfaatlerinin korunması, bir evin geliriyle iki evin sürdürülebilmesi gibi değişkenler devreye girer. 

Kadının gelir sahibi olması boşanma ihtimalini artırabilir ama bu “boşanmayı teşvik” değil; sürdürülemez evlilikten çıkış olanağının varlığını gösterir. Eğitim düzeyinin artışı, hukuki destek, doğum kontrolünün yaygınlaşması, toplumsal normların dönüşümü, sosyal medya etkisi boşanmanın önündeki yapısal bariyerleri zayıflatmıştır. Psikolojik danışmanlık bu kolaylaştırıcı faktörlerden sadece biri olabilir;  belirleyici faktör olduğunu söylemek dayanaksızdır.

Evlilik kurumu: Kutsallık ve sözleşme

Boşanmayı tartışırken evliliğin ne olduğunu, tarihsel gelişim süreçlerini de sorgulamak gerekir. Evliliğe ne denli “kutsal” anlamlar yüklenirse boşanma da ahlaki yargılar altında ezilir. Binlerce yıl önce erkek ve kadınlar bir akide dayalı olarak kurumsal bir yapıda birliktelik yaşamaya başladılar. Bu tarihsel süreç hakkındaki savlarımı “Mülkün İktidarında Vuslat” başlıklı yazımda ayrıntılı yazmıştım, dilerseniz o yazımı da okuyabilirsiniz[iv].

Günümüz modern evlilik kurumu, 19. yüzyıldan itibaren romantik aşk ve duygusal/cinsel doyum fikri üzerine inşa edilmiştir[v].  Bu nedenle evlilik artık yalnızca ekonomik birliktelik değil aynı zamanda psikolojik/duygusal tatmin alanıdır. Bireysel doyumun sürdürülemez hale geldiğinde boşanma meşruiyet kazanır. 

Homo Sapiens’in binlerce yıllık tarihindeki kadın ve erkek beraberliklerinin kurumsal yapısı üreme ve ekonomik/sosyal güç dengelerine dayanır. Ama evlilik kurumunun görünmez ve hatta telaffuz edilmez bir sözleşmesi olduğu gözden kaçar. Bu sözleşme tek cümleyle formüle edilebilir:

Kadın erkek birlikteliği/evliliği erkeğin konforu, kadının/çocuğun korunması temelinde inşa edilir. 

Erkek ekonomik üretimden, dış dünya ilişkilerinden, güç ilişkilerinden kadın ise iç düzen, çocuk ve ev bakımından sorumludur ve devlet bu düzeni hukuken tanır ve korur. Bu karşılıklı bağımlılık sözleşmesidir; fakat güç asimetriktir.

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

Bu mikro düzen, klasik toplum sözleşmesi kuramlarının küçük ölçekli bir modeli olarak okunmalıdır: Korunma karşılığında itaat.

 Koruma-itaat dengesi ve günümüzde kırılma 

Bu formül çağlar boyunca işledi, roller belirgindi ve alternatifler azdı. Kadının ekonomik bağımsızlığı artınca korunma ihtiyacı azaldı ve koruma/itaat rol dağılımında denge kırılgan hale geldi. Ama en önemlisi sözleşme sorgulanmaya başladı. 

Evliliklerin büyük kısmı, “modern” evlilikler de dahil olmak üzere bu formülü içselleştirerek ömür boyu sürmüştür. Feminist akımlar bu formülü patriarka yönetimindeki ataerkil düzenin sonucu olarak değerlendirirken Marksist düşünürler daha geniş bir bakış açısı çizerek sınıfsal çerçeveye işaret ederler. Ama muhafazakâr, liberal ve mevcut sistemin sürdürülmesini savunan sağ siyasi kesim bu formüle sımsıkı sarılır, sahip çıkar. Çünkü erkeğe konfor, kadına güvenlik/korunma sağlayan aile kurumu, mevcut düzenin devamı için sağlam bir ideolojik dayanaktır. Erkeğin konforu ile iktidarın konforu aynı sembolik anlamın içindedir. Aile içindeki hiyerarşik konfor alanı sürdükçe, devletin hiyerarşik düzeni de meşruiyet zemini bulur.  Kadının bu formüle itirazı devlet iktidarını ve konforunu tehdit eder. Çünkü devlet toplumdan güvenlik karşılığı itaat beklerken, aileyi güçlendirmek ve korumak için de norm üretir. 

Norm üretimi, medya ve siyasal bağlam

Siyasi iktidarlar tarihsel olarak aile kurumunu korumak için norm üretme eğilimi gösterir. Bu normları yasalarla, dini kurallarla, örf ve adetlerle, ahlaki değerler üzerinden geliştirir. Devlet güvenlik ve düzen vaadiyle toplumdan itaat bekler, bu beklentisi aile içindeki güvenlik/itaat ilişkisinin yeniden üretilmesini zorunlu kılar. Bu nedenle boşanma tartışmaları bireysel bir sorun olarak değil toplumun istikrarı bağlamında ele alınır. Boşanmalar, toplumun değer ve ahlak erozyonu olarak sunulur. 

Televizyonda ahlak mahkemesi

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

Norm üretiminin en önemli ayağı medyadır. Sabah kuşağı kadın programlarında evlilik akdini bozan erkek ve kadınlar ahlaki zorbalığa uğrar; özellikle kadınlar için “hak arama” çabası “nankörlük” olarak çerçevelenir. Can havliyle evlerini terk eden kadınlar linç nesnesine dönüşür. 

Sonuç olarak: 

Siyasi iktidar ile aile yapısı arasındaki ortak payda, hiyerarşik düzenin sürekliliğidir. Aile devletin küçük ölçekli laboratuvarıdır. Aileyi koruma söylemi siyasi varlığın kendini korunma refleksidir. Aile içindeki kural ve kalıplara olan itiraz, toplumsal hiyerarşiye karşı da bir savunma hattı oluşturur. 

DİPNOTLAR


[i] https://www.instagram.com/p/DUyB-gDCH0c/

[ii] Normatif (Lat. norma = kural, ölçü) Kural koyucu / kural belirleyici

Bir davranışın, düşüncenin ya da düzenin nasıl olması gerektiğini ifade eden, değer yargısına dayalı, ölçüt ve norm belirleyen çerçeve.

[iii] https://t24.com.tr/gundem/aile-yilinda-tuik-verileri-bosanmis-nufus-35-milyonu-asti,1300231

[iv] https://izafi.org/2021/01/18/mulkun-iktidarinda-vuslat/

[v] Günümüzün bireysel doyum fikri “aydınlanma çağı” ile güçlenmiş, Fransız Devrimi ile pekişmiştir. Buna bağlı olarak evlilikler ekonomik/klan temelli yapıdan duygusal doyum temelli yapıya kaymıştır.


Doğan Alpaslan Demir sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Boşanmaların Artışı Üzerine ” üzerine bir yorum

  1. Facebook tarafından belirsiz bir süreyle hesabıma kilit takıldı! Benim de çok dikkatimi çeken bir açıklamaydı bu; ele aldığınız için teşekkür ederim.

    Ayça Seral

    Liked by 1 kişi

Ayça Seral için bir cevap yazın Cevabı iptal et