Kurallar bitti, güç konuşuyor: Trump dünyayı nereye itiyor?

Trump çağı: Tanrı kompleksi 

Dünya bir süredir yeni savaşlar, krizler ve ekonomik dalgalanmalarla yaşıyor. Uzun yıllar boyunca uluslararası sistem -her ne kadar küresel sömürü düzeni ekseninde olsa da- bir tür kurallar bütünü üzerine kuruluydu. Diplomasi, dengeyi sağlayan kurumlar, öngörülebilirlik ve kırmızı çizgiler vardı. Trump çağında kurallar yıkılırken sahneye kaba güç çıkıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise sadece bir siyasetçi olarak değil, bir iktidar tarzı olarak Donald Trump bulunuyor. 

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

Akademi, finans ve medya çevrelerinde Trump’ın dünyayı nereye doğru sürüklediğine yönelik ortak bir kanaat bulunuyor. Trump dünyayı kuralları olan bir sistemden kaba güç merkezli bir düzene itiyor. Müttefiklerine gümrük tarifesi uygulaması, uluslararası kurumları işlevsizleştirmesi ve diplomasiyi zafiyet olarak gören anlayışla kodlaması bu yönelimin parçaları. 

Trump, masadaki üç boyutlu satranç tahtasını devirip bilek güreşi oynamak istiyor. Kuralların değil, baskının; planın değil, anlık üstünlüğün belirleyici olduğu bir mücadele.

Evet, buraya kadar görüş birliği var. Ayrışma bu yönelimin nasıl bir dünyaya evrileceği konusunda başlıyor. 

Yeni ABD politikalarını eleştiren, kendini liberal, sosyal demokrat olarak tanımlayan ana akım medyaya yakın görüşlere göre Trump “yeni bir düzen” kurmuyor, böyle bir planı da yok; sadece mevcut düzeni yıkıyor. Trump’a göre İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan NATO, Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, Cenevre antlaşması ve benzeri sözleşmelerin kuralları gereksiz kısıtlamalardan ibaret; bu kurum ve antlaşmalar büyüyen, gelişen ülkeler için yük; gelişmeyi “hak etmeyen” ülkelerse ortadan kalkması gereken birer engelden ibaret. 

Bu perspektifte ABD kendini engelleyen hiçbir çerçeveyi kabul etmek istemiyor. Trump devlet adamı gibi davranmıyor; dünyayı kendi ruhsal mimarisinin bir uzantısı gibi yönetmek istiyor. Bu yönüyle kendini sahnenin merkezine yerleştiren, dünyayı şahsi ihtiras, korku, aşağılama üzerinden okuyan bir yeni çağ imparatoru gibi davranıyor.  

Neo-emperyal alan

Bu çerçevede Trump “modern dünyayı” neo- emperyal alan paylaşımına yerleştiriyor. Grönland, Küba ve hatta Kanada’yı alma fikri, Venezuela müdahalesi, İran’a askeri saldırı bu yönelimin farklı yüzleri. Açıktır ki Trump artık devletleri müzakere edilebilecek birer emlak varlığı olarak görüyor. 

Trump’ın hayalindeki dünya, ABD, Çin, Rusya ve Avrupa arasında bölünmüş güç merkezlerine ayrışıyor. Ancak bu denklemin çok zayıf bir halkası bulunuyor: Trump’ın Çin, Rusya, Hindistan, Kuzey Kore ve bazı diğer bölge ülkelerini içeren Şanghay İşbirliği Örgütü[i] gibi alternatif bloklara ne ölçüde dikkat ettiği belirsiz.

İdeolojik okuma

Bazı siyasi teorisyenler Trump’ı daha geniş bir tarihsel dönüşümün parçası olarak okumayı öneriyor. Trump figüründen bağımsız olarak küresel ölçekte yaşanan bir rejim kayması gerçekleştiği ve yakın gelecekte diktatörlük yönetimlerinin artacağı öngörüleri yapılıyor. Bu perspektife göre Trump, otoriter çağın başlangıcını temsil eden sembollerden biri; onun aşağılayıcı dili, refleksleri ve iktidar anlayışı, dünya siyasetinin genel yönünü de etkileyen geniş bir otoriterleşme dalgasının görünen yüzü. Bu yüzden öngörüler, tekil bir lider değişimini değil, daha fazla otoriter yönetim ihtimaline işaret ediyor.

Ekonomik okuma ve küreselleşmenin çözülmesi

Finans çevreleri Trump’ın savurduğu dünyayı ekonomik bir çözülme olarak okuyor. Bunların en başında küreselleşen ticaret yumağının geri sarıldığı iddiası geliyor. Dolayısıyla ticari rekabetin savaşlara dönüşebileceği, üretim maliyetlerinin artacağı, tedarik zincirlerinin parçalanması, yükselen enflasyon, eşitsizlik artışı ve yoksul ülkelerin açlığa mahkûm edilmesi gibi sonuçlara işaret ediliyor. 

Finans çevrelerinde aykırı görüşler de var. Kimi görüşler dünyanın zaten acımasız bir rekabet içinde olduğunu, kuralların bir illüzyondan ibaret olduğunu iddia ediyor. Onlara göre Trump’ın yöntemleri biraz uygunsuz olsa da aslında sadece gerçeği açık ediyor, yani maskeyi düşüren lider olarak değerlendiriliyor. 

Kabaca ifade etmek gerekirse dünyanın içine sürüklendiği girdabın bir yıkım olduğu ve sistem çöktüğünde yerine istikrarlı bir şey koymanın mümkün olmadığı, küresel ekonominin kontrolsüz güç politikalarına teslim edileceği görüşü ağırlık kazanmış durumda. Böylesi bir ekonomik senaryonun ana ekseni sürekli düşük yoğunluklu savaşlar[ii], iplerin kopma noktasına geldiği uluslararası ilişkiler, ekonomik güç bloglarının yerini bölgesel güç odaklarının aldığı gerilim ve sonsuz kaos. 

Epstein meselesi

Trump-Epstein ilişkisi hukuki olarak netleşmiş bir dosya değil ama politikada sürekli olarak gündemdeki konumunu koruyor.  Bu dosyanın kriminal bir dosya olarak ABD yargısının önüne düşüp düşmeyeceği bilinmiyor. Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı FBI kayıtları ve yeniden gündeme gelen temaslar, hukuki sonuçtan bağımsız olarak Trump’ın etrafında kalıcı bir basınç alanı oluşturduğunu ve bu durumun siyasi bir kırılganlık yarattığını gösteriyor. 

Epstein arşivi üzerinden kurulan “şantaj zinciri” ABD’nin Ortadoğu politikasını nasıl etkilediğini bilmiyoruz. İddialar büyük ölçüde spekülasyonlardan ibaret. Yani bu konuda kesin cevap yok. Ama ihtimaller göz ardı edilemez.

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

Hürmüz boğazı, Dolar ve Yuan

Dünya petrolünün yüzde 25’inin ve sıvı gazın yüzde 20’sinin taşındığı Hürmüz Boğazı için İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi şu açıklamayı yaptı: 

“Boğaz açık. Ancak bize saldıranlara ve müttefiklerine kapalıdır.” 

Trump’ın son açıklamaları ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı sürekli olarak kontrol edemeyeceğine işaret ediyor. İran boğazdan geçen gemilerden aldığı ücreti Çin yuanı olarak kabul etme eğiliminde. Çin, İran ham petrolünü satın alıyor ve yuan biriminde ödeme yapıyor. Bu durum doların enerji piyasasındaki hakimiyetini tartışmaya açıyor. Almanya’da Deutsche Bank’tan dünya finans çevrelerini geren bir açıklama geliyor: 

“Yuan cinsinden petrol ödemeleri karşılığında Hürmüz Boğazı’ndan geçişin sağlanabileceğine dair raporlar yakından takip edilmelidir. İran savaşı petrol/dolar hakimiyetinin erozyonu için önemli bir katalizör olabilir. Üstelik bu savaş petrol/yuan çağının başlangıcı olarak hatırlanabilir.”

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

İran savaşı: “Realty Show” 

Trump, İran savaşının ABD için ağır sonuçlar doğurabileceğini görmemiş olamaz. Buna rağmen kullandığı kaba dille sorumluluğu dağıtmaya ve sahneyi kontrol etmeye çalışıyor. Kendi Savaş Bakanı’nı suçlaması, İsrail’e yüklenmesi, NATO ülkelerini azarlaması, Körfez ülkelerinden savaş tazminatı talep etmesi Trump’ın dengesiz kişiliği ile açıklanamaz. 

Örneğin Suudi Arabistan kralıyla olan görüşmesini anlatırken “Benim başarısız bir Amerikan başkanı olacağımı düşünüyordu. Ama artık bana iyi davranmak zorunda. Kıçımı öpeceğini düşünmemişti” ifadesi bir “Realty show” repliğine benziyor.  

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

No Kings: Sokakta ifade edilen kurumsal tepki

ABD’de Trump’ı hedef almış gibi görünen ve milyonlarca kişinin katıldığı protestoları görmemek veya küçümsemek doğru değil. Nedir, “No Kings” protestoları, ABD’de belirli bir politik figüre yönelik tepkiden çok, yürütme gücünün kişiselleşmesine karşı gelişen bir refleks olarak okunmalıdır. Farklı eyaletlerde eş zamanlı ortaya çıkan bu gösteriler, merkezi bir örgütlenmeden ziyade dağınık ama ortak bir kaygıyı yansıtıyor. Protestoların söylemi belirgin biçimde sistem odaklı görünüyor.  Gösteriler monarşik eğilimlere, gücün tek bir bireyde yoğunlaşmasına sert bir uyarı niteliği taşıyor. Kanaatimce bu gösteriler Cumhuriyetçi Parti’ye karşı Demokrat Parti’nin iktidara yürüyüşü olarak görülmemelidir. Sokağa çıkan kitlelerin bir kısmının genel seçimlerde sandığa gitmeyen, ABD’nin kirli sandık siyasetinden uzak duran kişilerden oluşması da çok mümkün. Bu yönüyle “No Kings”, klasik bir muhalefet hareketinden çok, demokratik çerçevenin sınırlarını yeniden hatırlatma girişimi olarak değerlendirilmelidir. 

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

Sonuç

Trump figürü, tek bir yüzü olan bir liderden çok, iç içe geçmiş bir matruşka gibi işliyor. Dış katmanda güç ve tehdit dili, onun içinde pazarlık, onun içinde gösteri, en içte ise kırılgan bir meşruiyet arayışı. Her katman diğerini gizliyor ama aynı zamanda besliyor. Bu yüzden Trump’ı anlamak, söylediği sözleri değil, hangi katmanın ne zaman açıldığını takip etmeyi gerektiriyor.

Görsel tasarımı: Doğan Alpaslan Demir

Sonuç olarak şu hipotezi kurmak doğru olacaktır: Trump dünyayı belli bir hedefe götürmüyor; kuralları olan ve öngörülebilir sistemi parçalayarak güç temelli bir düzene itiyor. 

Bu hipotezin kırıldığı yer ise Trump dışındaki küresel aktörlerin devre kesici gibi bir rol üstleneceği,  istikrarlı yeni bir sistemin kurulmasının kaçınılmaz olduğu konusundaki görüşlerde yatıyor. Yani Avrupa ülkeleri, Şanghay İşbirliği Örgütü üyeleri (Çin, Rusya, Hindistan, Kuzey Kore vd.) ve Brezilya’nın başını çektiği sakin güç tarafındaki ülkelerin koyacağı tavrın Trump politikalarındaki aşırılıkları dengeleyebileceği kanaatindeyim. Ancak bu dengenin gücün karanlık tarafına konumlanacağını ve tüm dünyada eşitsizlik ve yoksulluğun büyüyeceğini düşünüyorum. Bu arada yapay zekanın ve teknoloji oligarklarının bu tabloya ekleneceğini, yeni dünyaya “istikrar getirmek” konusundaki konumlanışlarını göz önüne almadan yapılacak gelecek projeksiyonlarının anlamsız kalacağını unutmamak gerekiyor. 

DİPNOTLAR


[i] Şanghay İşbirliği Örgütü hakkında yazdığım makaleyi okuyabilirsiniz: https://izafi.org/2025/08/30/tianjin-2025-iki-kutuplu-bir-dunyaya-dogru-mu/

[ii] Düşük yoğunluklu savaşa 4 yıldır süren Rusya- Ukrayna savaşı örnek verilebilir. 


izafi.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Kurallar bitti, güç konuşuyor: Trump dünyayı nereye itiyor?” üzerine 6 yorum

  1. TURKEY’S VIEW FROM THE WORLD: AHMET MASIMOV

    April 2, 2026 WORLD TURKISH NEWS: SWEDEN Law in Turkey: The Istanbul Metropolitan Municipality Case from a World Perspective For a case to be opened against a defendant, there must be concrete evidence. In the opened case, there is no concrete evidence; it is only based on statements given by informants, not on documents. This situation means that this case is political. The ruling party has been governing with lies for twenty-four years, and since the vast majority of the nation has reached this point, and they have no chance of defeating the candidate in the elections, they have resorted to this method to intern the candidate and keep him in prison. Furthermore, there is an effort to shut down the main opposition party. With these pressures, the ruling party is putting pressure on the opposition, saying, “The person I want will be the candidate.” This situation is being followed by the European Court of Human Rights. The Union’s agenda includes monitoring the injustices taking place in Turkey. In a country governed by democracy, the prosecutor who opened the case cannot be the Minister of Justice because he abandoned the defense he had opened and a prosecutor was appointed in his place, acting as the minister’s deputy. This is neither in accordance with the law nor democracy, nor with any order.

    ertuğrul demirözcan feiha1919@gmail.com, 2 Nis 2026 Per, 18:57 tarihinde şunu yazdı:

    >

    Beğen

  2. Öncelikle; emeğine sağlık. Oldukça geniş ve değişik açılardan savaşın başlangıç, gelişme ve olası sonuçları hakkındaki dinamikleri ve tartışılan ya da henüz tam olarak tartışılmayıp, tartışılması gereken konuları da yazmışsın. Toplumsal muhalefetin ve direncin güçlenmesi için hem “istenmeyen fırsat” hem de gereklilik olduğu kanaatindeyim. Çok teşekkür ediyorum.

    Beğen

  3. İkinci yorumu yazdım ancak adımı yazamadan Anonim olarak hızlıca gitti. Yorumu yazan: Hülya Ermiş Belek.

    Beğen

  4. Çok değerli , gerçekçi bir makaleyi soluksuz okudum. Çalışmaların̈ız , daha doğrusu araştırma ürünü olân yazılarınız, bizleri aydın̈latmaktadır. Kutluyorum. .

    Beğen

  5. Dünya siyaseti konusunda peş peşe yazdığınız makaleler çok aydınlatıcı. konuya hakimiyetiniz ve akıcı üslubunuz etkileyici. bir sonraki yazıyı bekliyorum. Ahmet Atakum.

    Beğen

Yorum bırakın