Yetmedi mi! 

Suskunluğun ağır bir vicdani yüke dönüştüğü zor günler yaşıyoruz. Bu bildiriyi bir aydın, hekim ve bir yazar sorumluluğu ile kaleme alıyorum.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yaşananların ardından Kahramanmaraş’ta benzer bir saldırının meydana gelmesi “münferit” söyleminin veya “ağır ergenlik bunalımı” türü kolaycı açıklamaların iflasını göstermektedir. Geldiğimiz nokta birikmiş, beslenmiş bir toplumsal arızanın kırılmış olduğunun işaretidir. 

Olagelen şiddet eylemlerini bireysel ruh sağlığı bozukluğuna indirgemek gerçeği saklamaktır. Toplumda derinleşen eşitsizliklerin, yoksulluk ve güvencesizliğin, geleceksizlik hissiyatının gençleri köşeye sıkıştırdığı zeminden, zalimliğe varan şiddet biçimleri fışkırmaktadır. Kamusal alanda kullanılan dilin kabalaştığı, insan yaşamının değersizleştirildiği magma içinde şiddet tesadüfi değil kaçınılmaz sonuçtur. 

Yaşadığımız zemini daha da tehlikeli hale getiren bir diğer husus ise silaha erişimin kabul edilemez derecede kolaylaşmış olmasıdır. Sosyal gerilimin arttığı, ekonomik zorluklara direncin tükendiği, bireysel ruh hallerinin alabildiğine bozulduğu bu ortamda silaha erişimin basitliği riski arttıran değil katlayan bir çarpandır. 

Okulların şiddet ve savaş alanına dönmesi güvenlik açığıyla açıklanamayacağı gibi kapılara güvenlik görevlisi yerleştirerek de çözülemez. Muhtemelen ölümü göze almış bir genci, bir görevlinin durdurabileceğine inanmak safdilliktir. 

Sosyal kurumlardaki çözülme, önleyici politikaların yokluğu, psikososyal destek sistemlerinin yetersizliği, gençlerin dijital cihazlara bağımlı yalnızlığı bu tabloyu derinleştirmektedir. 

Aynı ölçüde kontrolden çıkmış bir alan da sosyal medyanın nefret içeren nekrofilik dilidir. Şiddet olaylarının kan pornosu görüntülerle yayılması, faili dolaylı olarak da olsa kahramanlaştırmakta, idol haline getirmekte, gençleri çete özellikleri taşıyan gruplaşmaya itmektedir. Bu gruplarda yetişen çocuklardan bazıları uyuşturucu taşıyıcısı/satıcısı ve/veya tetikçi olarak yaşamımıza eklemlenmektedir. 

Sorunlar, psikolojik bozuklukları olan faili ve ailesini çevreleyen, okul ve emniyet görevlilerinin sorumsuzluğunu merkeze koyan bir yaklaşımla çözülemez. Tüm yapısal ayaklara yönelik çok bileşenli müdahalelerin ve politik tercihlerin gündemin ilk sırasına yerleşmesi zorunludur. Eşitlikçi, ücretsiz ve nitelikli eğitim araçlarına, kadrolu öğretmenlere erişim sağlanmalı; çocukların karınlarını doyurabildiği, kültürel entelektüel olarak donatıldığı eğitim politikaları, yaygın ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetleri derhal uygulamaya konmalıdır. İstisnasız tüm okullarda sağlık ve sosyal hizmet birimleri kurulmalı, koruyucu ruh ve beden sağlığı hizmetleri bilimsel standartlar içinde verilmelidir. Gençleri koruduğuna şüphe olmayan spor, sanat vb. alanları kapsayan sosyal destek ağları, silaha ve uyuşturucu maddeye ulaşımı engelleyen kararlı düzenlemeler olmadan bu döngü kırılamaz. 

Şiddeti kınayan değil onu üreten koşulları hedef alan bir akla ihtiyacımız var. Aksi halde her yeni olay bir sonrakinin provası olacaktır. 


izafi.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yetmedi mi! ” üzerine 3 yorum

  1. Hızla yayılan şiddetin ( kadına, çocuğa, sağlıkçıya, hayvanlara, doğaya…) okullardaki varlığını da çok acı biçimde yaşıyoruz. Hem genel hem de okullar özelinde nedensel ve çözüme yönelik yazdıklarına katılmamak olanaklı değil. Toplum olarak büyük oranda tedirginlik ve güvensizlik içinde kendimizi hissediyoruz ve bu birikim/yüklenme de hiç sağlıklı değil. Münferit olaylar olmaktan çoktan çıktı şiddet… Bence yetti!! Emeğine sağlık. 

    Beğen

  2. Manifesto olmuş. Okullara emekli uzman çavuş görevlendirme çağrısı CHP ye kapak olsun.

    Safiye Durmaz

    Beğen

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et