Haluk Levent hakkında ağır suçlamalar içeren bir soruşturma yürütülüyor. Mahkeme süreci ve verilecek kararlar hakkındaki kuşku ve çekinceler bir yana; bu yazının konusu Haluk Levent ve hakkındaki soruşturma değil, onun üzerinden toplumun kahraman üretme refleksidir.
Kahraman üretimi bizim toplumumuza özgü değildir. Tarih boyunca savaşlar, kıtlıklar, baskıcı yönetimler, toplumsal çöküşler ve büyük afetler, halkları olağanüstü insanlar, kahramanlar yaratmaya yöneltmiştir. İngiltere’de Robin Hood, İsviçre’de Wilhelm Tell, Anadolu’da Köroğlu bunun en bilinen örneklerindendir. Toplumun masallar ve efsaneler yoluyla halk kültürünün biriken belleklerine yüklediği “Hero” figürleri, yöneticilerin sağlayamadığı/sağlamadığı adaleti gerçekleştirme görevini tek başlarına üstlenmişlerdir.
Doğrudur, kahramanlar bazen halkın umutsuzluğundan doğar; nedir, bazen tam tersine, iktidarlar tarafından bilinçli olarak üretilir. Çünkü kahramanlar yalnızca umut vermez; yön gösterir, itaat öğretir, ortak kimlik oluşturur. Bu nedenle tarih boyunca krallıklar, imparatorluklar, devrimler, diktatörlükler ve terör örgütleri kendi kahramanlarını yaratmışlardır. Örneğin Nazi Almanyası İskandinav germen mitolojisinin kahraman figürlerini araçsallaştırmıştır. Kuzey Kore’de Kim ailesine insanüstü özellikler yüklenmiştir. Terör örgütü IŞİD şehit/fedai kültünü kullanarak intihar eylemlerini yüceltmiştir. Dahası var, “modern” şirketler “vizyoner CEO” kültünü pekiştirerek beyaz yakalılar üzerinde “çılgınca yarış” baskısı yaratmışlardır.
Kahramanlık kültünün tarihini yeterince aydınlatılmamış neolitik ve öncesi çağlara kadar izlemeli miyiz? Yani kahraman fabrikası kurmak evrimsel bir yönelim olabilir mi? 50 bin yıl önceki atalarımız ve hatta Homo Habilis, Homo Erektus, Homo Neanderthalensis vb. türler de kahraman üretmişler miydi? Bu sorunun cevabını da Antropologlara bırakıyorum.
Sadece kahraman üretmiyoruz; kahramanları yaratanları da ayakta alkışlıyoruz. Yaşar Kemal’in İnce Memed’i edebiyatımızın zirvesine yerleşirken, aynı kahramanlık mitini “Rahmet Yolları Kesti” romanında sorgulayan Kemal Tahir çok daha dar bir okur çevresinin ilgisini çekmiştir. Kahramanları parlatmak, onları eleştirmekten daha mı kolaydır?
Bertolt Brecht’in Galileo oyununda geçen kısa bir diyalog vardır:
“Ne mutsuzdur kahramanı olmayan ülke.”
Galileo itiraz eder:
“Hayır. Yazık o ülkeye ki kahramanlara gereksinimi vardır.[i]”
“Brecht’e göre özgür ve demokratik bir ülkede insanlar bireysel kahramanlık hikayelerinden sorunlarına çözüm bulması için medet ummaz. Bilakis. Brecht’e göre, her birey kendi sorumluluğunu almalıydı, kahramanlık olgusu kör bir itaatkârlıkla eş değere sahipti ve bir anlamda insanların kendi kendilerini kısıtlaması anlamına geliyordu[ii].”
Kahraman açlığı, çoğu zaman toplumların sağlıklı olduğunun değil, bir şeylerin yolunda gitmediğinin işaretidir. İnsanlar kurumlara güvenmediklerinde, hukukun kendilerini koruyacağına inanmadıklarında umutlarını tek tek insanlara yüklemeye başlarlar. Kahramanlar kurumların bıraktığı boşluklarda doğar.
6 Şubat depremlerinde hep birlikte yaşadık. Milyonlarca insan büyük bir güvensizlik duygusu içindeydi. Kamu hizmetlerinin yetersiz kaldığı alanlarda bazı isimler öne çıktı; yardım ettiler, organize oldular, insanların umudu oldular. Haluk Levent de bu isimlerden biriydi.
Fakat insanlar Ahbap’a yalnızca bağış yapmadılar. Birilerinin kontrolü elinde tuttuğuna, işlerin yolunda gittiğine inanmak istediler. Bağışlar ihtiyaç sahiplerine ulaştı veya ulaşmadı ama en önemlisi insanların kendi çaresizlik duygusunu hafifletme ihtiyacına cevap verdi.
Kahramanlaşmanın bedeli
Bir insan sembole, “kahraman figürüne” dönüştüğü anda hata yapma hakkını kaybeder. Artık insanlar onu değil, kendi umutlarını korumaktadır. Bu yüzden en küçük olumsuz haber bile olağanüstü bir hayal kırıklığına dönüşür.
Eğer bugün ortaya atılan iddiaların doğru olduğu kanıtlanırsa, “Demek ki yaptığı bütün iyilikler de yalandı.” denecektir.
Bir insanın yaptığı iyilikler, işlediği iddia edilen suçları ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde hakkında ileri sürülen suçlamalar da geçmişte yaptığı gerçek yardımları yok etmez. Ama kahramanlık kültüründe algoritma böyle çalışmaz!
Sorunumuz tam olarak şudur:
Ya sonsuz alkış ya da linç. Ya kahramandır ya da hain!
Oysa güçlü toplumlar kahramanlarla değil, kurumlarla ayakta kalır. Yardım kuruluşları, belediyeler, devlet kurumları, üniversiteler ve sivil toplum örgütleri tek bir kişinin karizmasına, becerisine değil; şeffaflığa, denetime ve hesap verebilirliğe dayanmalıdır. Kurumların en büyük güvencesi, kurucusunun ünü ve karizması değil, yönetişimidir.
Brecht’in Galileo oyunundan bu yana onlarca yıl geçti. Teknoloji değişti, siyaset değişti, iletişim değişti. Üstelik artık kahramanlarımız destanlarla değil, televizyon ekranlarında ve sosyal medyada üretiliyor; aynı hızla da tüketiliyor. Uygarlık, daha çok kahraman yetiştirmek değil, kahramanlara ihtiyaç duymayacak kadar güçlü kurumlar kurabilmektir.
DİPNOTLAR
[i] Bertolt Brecht, Leben des Galilei, 12. sahne (Suhrkamp Verlag)
[ii] Ines Pohl, Kahramanlara neden ihtiyacımız var? https://www.dw.com/tr/martin-luther-kingin-ardından-50-yıl-kahramanlara-neden-ihtiyacımız-var/a-43245116
izafi.org sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
Daha güzel anlatılamazdı.Emeğinize,kaleminize sağlık teşekkür ediyorum. Em.Öğt Olcay Aytaç
BeğenBeğen
çok temiz ve açık yazıyorsunuz. Bu yazınızı özellikle beğendim. O yüzden ilk defa yorum yapıyorum. Serap Kara
BeğenBeğen
siz benim kahramanımsınız.
BeğenBeğen
tokat gibi bir yazı. Son yazılarınızda kendinizi aştınız. Tebrik ederim. Salih Dirican
BeğenBeğen
kahramanlar ulus kimliği geliştirir. Ulubatlı Hasan olmasa İstanbul Türk olmazdı.
BeğenBeğen
tövbe estağfurullah. Nerden buluyorsunuz bu akılları.
BeğenBeğen
Hekimliğiniz çok zengin bir entelektüel birikimle kesişince çok iyi yazılar yazıyorsunuz. Sizi şahsen de tanıyan biri olarak yaptıklarınıza hayranım. Siz benim de kahramanımsınız. Lütfen yazma temponuzu düşürmeyin. Okuyan sayısına takılmayın, dokunuşlarınız çok değerli. Adımı yazmadım, belki tahmin edersiniz.
BeğenBeğen