COVID-19: AYRIMCILIK, IRKÇILIK VE NEFRET DİLİ

Koronavirüs (COVID-19) yazı dizisi: 3. Bölüm

Giovanni Boccaccio, Decameron adlı kitabında, 1347-1351 yılları arasında Avrupa’yı tarumar eden vebanın İtalyan şehirlerinden Floransa’da yarattığı yıkımı anlatmıştır[i]. Yaklaşık 670 yıl sonra günümüz İtalya’sında Roma’ya geliyoruz. La Repubblica gazetesi, Roma’nın prestijli Santa Cecilia müzik konservatuvarı müdürü Roberto Giuliani’nin Koronavirüs salgını nedeniyle tüm Çince, Korece, Japonca vb. derslerini askıya aldığını duyurdu. Gazete, bu öğrencilerin çoğunun Asya ülkeleriyle hiçbir ilişkisi olmayan ikinci nesil İtalyan göçmenler olduğunu belirtti. Haimee adını kullanan bir okuyucu yaptığı yorumda “tıpkı ortaçağ hatta Alman işgalinde olduğu gibi” diye yazmış. Mariana Zvetkova adlı okuyucu, konservatuvar müdürünün kararına ilişkin duygularını tek kelime ile dile getirmiş: Disgusting![ii]

Roma’da Santa Cecilia müzik konservatuvarı

Manchester Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi ve İngiltere vatandaşı Sam Phan’ın, Guardian’da yazdıklarını okuyoruz:

“Bu hafta etnisitem nedeniyle hastalıklı bir kitlenin parçası gibi hissettim kendimi. Beni sadece ırkım yüzünden virüsü taşıyan biri olarak görmek ırkçılıktır. Geçen hafta otobüste otururken yanımdaki adam hemen eşyalarını topladı ve yanımda oturmak istemediği için ayağa kalktı.”

Arizona Eyalet Üniversitesi’ndeki doğu Asya kökenli öğrenciler, okul arkadaşlarının onlardan uzaklaşmaya başladıklarını, öksürdüklerinde veya hapşırdıklarında çevresindekilerin kendilerine korkuyla baktığını söylediler.

Fransa vatandaşı Asyalılar, kendilerine yönelik saldırgan tutumu, “#JeNeSuisPasUnVirus” (Ben bir virüs değilim) etiketiyle sosyal medyaya taşıyarak protesto ettiler. Vietnam kökenli Prisca Adamska, “metrodaki insanlar beni fark ettiğinde, eşarplarını burunlarının üzerine koyuyorlar” diye yazdı.

Toronto Üniversitesi’nde Çinli-Kanadalı bir öğrenci olan Frank Ye, Kanada Yayın Kurumu’na yaptığı açıklamada “Çin’in Batı uygarlığını yok etmeye çalışan bir sarı tehlike olduğu sanılıyor. Kanadalı arkadaşlarımız bizim onlardan uzaklaşmamızı veya ağzımızı örtmemizi istiyorlar” diye konuştu.

Japonya’da “ChineseDon’tComeToJapan” etiketi sosyal medya gündeminin ilk sırasına yerleşti.

Japonya, Güney Kore ve Vietnam’daki işletmeler, Çin anakarasından gelen müşterilerin işyerlerine girmesini yasaklayan yazı ve işaretler yayınladılar.

Singapur’da 500.000 kişi Çinli vatandaşların ülkeden çıkarılmasını isteyen dilekçeyi imzaladı.

Güney Kore ve Japonya’daki mağaza ve restoran pencerelerinin fotoğrafları Twitter’da paylaşıldı. Birçok işletmenin “Çinlilere izin verilmiyor” anlamına gelen işaretlere sahip olduğu bildirildi. Sosyal medya kullanıcıları, 2002 ve 2003 yıllarında SARS salgını sırasında da Çin’e karşı benzer bir tutumun geliştiğini yazdılar.

Çok sayıda İnstagram kullanıcısı Toronto’daki bir Çin restoranının fotoğrafına “Yarasa yemeyin lütfen!” yorumu yaptılar.

Kanada’da da beyaz bir erkek bir alışveriş merkezinin otoparkında Çinli-Kanadalı bir kadına “Koronavirüsünüzü düşürdünüz” ifadelerini kullanırken görüntülendi.

Yarasa yiyen genç bir Çinli kadını gösteren video, geçtiğimiz haftalarda binlerce sosyal medya kullanıcısı ve bazı medya kuruluşları tarafından Wuhan’da çekildiği iddia edilerek yayınlandı ve dünya çapında viral oldu[iii]. Bu yemeğin Çin mutfağının geleneksel yemeklerinden biri olduğu, Çinlilerin yarasa ve fare yediklerine dair aşağılama içeren çoğu mizahi içerikli mesajlar milyonlarca kişiye ulaştı. Oysa bu video, 2016 yılında Pasifik Adası ülkesi Palu’da çekilmiş ve alışılmadık yerel lezzetlerle ilgili bir seyahat şovunun parçasıydı. Yarasanın Çin mutfağında yeri olmadığı ortaya çıktı ama bu bilgi çok az kişiye ulaştı.

İtalya’nın Venedik kentinde Çinli turistlere tükürülmüş, Torino’da bir aile virüsü taşımakla itham edilmiş, Milano’da bazı veliler sosyal medyadan çocuklarının Çinli sınıf arkadaşlarından uzak tutulması çağrısında bulunmuştu.

Avustralya’nın Gold Coast bölgesinde bir hasta, virüsün yüzlerce kişiyi öldürdüğünü belirterek kendisiyle ilgilenen Çinli cerrah Rhea Liang’ın elini sıkmadı.

Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nde sosyal tıp bilimleri profesörü olan Robert Fullilove, Business Insider’a yaptığı açıklamada koronavirüs çevresinde gelişen yabancı düşmanlığının, 1980’lerde AIDS’e gösterilen tepkiye benzediğini, Amerika’daki HIV salgınının ilk günlerinde Haitili göçmenlere karşı yönelik saldırılar gerçekleştiğini söyledi.  Fullilove, Yahudi halkının enfeksiyonu yaymak için insanların suyunu zehirlediğine dair yayılan iddianın, 1300’lerde hıyarcıklı veba hastalığında görüldüğünü, bu nedenle Yahudilerin Hristiyanlar için yiyecek içecek üretmesinin yasaklandığını, Yahudilerin canlı canlı yakıldıklarını anlattı.

Dünyanın dört bir yanından, Kanada, İngiltere ve İtalya gibi toplumun bilinç düzeyinin daha yüksek olduğu varsayılan ülkelerde dahil olmak üzere okullarda, işyerlerinde ve diğer halka açık yerlerde, Asya kökenli kişilere yönelik ırk ayrımcılığı ve tecrit edilme olayları yaşanıyor. Üstelik vakaların hemen tümünde, ayrımcılığa maruz kalanların uzun yıllardır Asya ülkelerine gitmedikleri bildiriliyor.

Görsel kaynağı: Pixabay.

Ayrımcılığın sadece Batı’da değil, Çin’in içinde de gerçekleştiği görülüyor. Wuhan ve çevresinden gelen insanların, Çin’in geri kalanında dışlandığı bildiriliyor.

Avrupa merkezli kaynaklar, salgının insan doğasının daha karanlık tarafını ve yeni hastalıklara ve diğer felaket olaylarına karşı verdiği tepkileri ortaya çıkardığını, bunun sonucu olarak ortaya çıkan güvensizlik ve korku ikliminin ırkçılığı tetiklediğini iddia ettiler.

ABD, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası da dahil olmak üzere güçlü küresel oyuncular, dünya çapında yayılan korku ve panikle gelişen nefret dilini manipüle etme peşine düştüler. Dünya ekonomisinin en güçlü oyuncularından biri olan Çin’in ticari gücünü kırmak için salgının siyasallaştırılması gündeme gelmiş durumda. Doğu Asya ülkelerine yönelik ırkçılığın manipüle edilmesiyle Çin’e ağır bir darbe vurulacağı varsayılıyor. Hemen bir örnek vermek gerekirse, ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un Çin’deki krizi Amerika’daki işleri artırma fırsatı olarak değerlendirdiğini söyleyebiliriz.

COVID-19 üzerine geliştirilen bütün komplo teorilerinin amacı, ayrımcılığı ve ırkçılığı birer ideolojik aygıt haline getirmektir. ZeroHedge adlı sağcı bir finansal blogun kurucusu Tyler Durden, Wuhan Enstitüsü’ndeki Çinli bir doktor ve araştırmacının adını ve kişisel bilgilerini paylaşarak, “Bu Küresel Coronavirus Pandemisinin arkasındaki adam mı?” başlığı altında bir makale yayımladı. Bu doktorun Çin hükümeti adına çalışarak biyolojik silah geliştirmek için çalıştığını, hastalığın laboratuvardan sızması sonucu yayıldığını iddia etti. İddia hızla yayılırken bu haberin uydurma olduğundan çok az kişinin haberi oldu.

Mikroplar ve göçmenler arasında ilişki geliştirebilmenin en kolay yolu, bilim insanlarının sunduğu bir ölçek bilimsel bilgiye iki ölçek gerçek dışı fikirler karıştırmaktır. New York’ta 20. yüzyılın başındaki göçmenlik kısıtlamasına yol açan kararların arkasında bulaşıcı hastalıklar bulunuyordu. Kent yetkilileri, mikroplar ile Meksika, Çin ve Afrika kökenli Amerikalılar arasında sözde bağlantılar kurarak ırksal ayrımcılığı geliştirdiler.

Wuhan virüsü pandemiye sebep olma tehdidini sürdürüyor. Bir olasılık olarak hastalık yaz aylarında kendini sınırlamaya başlasa bile 2020 sonbaharında yapacağı yeni bir atakla dünyaya yayılabileceğine dair bazı bilim adamlarının iddiaları bulunuyor. Nedir, şu kadarını bilmek ve görmek zorundayız. Yeni koronavirüs enfeksiyonu sonucu ölenlerin sayısı, sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 2019-2020 sezonunda İnfluenza (grip) sebebiyle ölenlerin sayısı olan yaklaşık 10.000’in çok altında bulunuyor. ABD siyaseti ve küresel sömürü düzeninin oyun kurucuları Çin ile ekonomik ilişkileri dondurmaya, Çinlilere, Asyalılara yönelik düşmanlığı manipüle etmeye çalışırken, ABD’de aşı olmaması sonucu influenzadan ölen binlerce kişi sadece birer istatistik olarak görülüyor.

DİPNOTLAR


[i] Wuhan virüsü üzerine yazdığım yazı dizisinin ikinci bölümü olan “Kara Ölüm” başlıklı makaleyi okumanız önerilir: https://doganalpdemir.com/2020/02/08/kara-olum/

[ii] Disgusting:  İğrenç.

[iii] Viral olmak: Sosyal medyada bir mesajın, bilginin, fotoğraf veya videonun çok sayıda paylaşılarak geniş kitlelere ulaşması.

Bu yazı serisinin ilk iki bölümünü de okuyabilirsiniz:

Birinci bölüm: WUHAN VİRÜSÜ

https://doganalpdemir.com/2020/02/04/wuhan-virusu/

İkinci bölüm:  KARA ÖLÜM

https://doganalpdemir.com/2020/02/08/kara-olum/

Kapak görseli: Resim Pete Linforth tarafından Pixabay’a yüklendi

COVID-19: AYRIMCILIK, IRKÇILIK VE NEFRET DİLİ” üzerine 6 yorum

  1. Teşekkürler; bir salgını bile yönlendirimle ırkçılığa ve kazanıma dönüştürmek aklın alabileceği bir şey değil; vahşet.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s