Bir toplumun fotoğrafını çekmek için bazen geniş açı objektife, sayfalar dolusu ekonomi raporuna ya da karmaşık istatistik tablolarına ihtiyaç yoktur. Bir otobüs durağına tutturulmuş küçücük bir ilan yeter.
“İcralık emekliye kredi çıkarılır.”

İlanın kendisi, ciltler dolusu ekonomik analizden daha çok şey anlatıyor. Çünkü burada pazarlanan kredi değil, umutsuzluktur. Hedef kitle ise emekliler değil, borçlarıyla birlikte hayatta kalmaya çalışan yaşlılardır.
Daha acı olan ise bu ilanların artık kimseyi şaşırtmıyor oluşudur. Önce “emekliye ihtiyaç kredisi”, sonra “borç kapatma kredisi”… Zincirin şimdiki son halkasına ulaştık: İcralık emekliye kredi çıkarılır. Artık icralık olmanız bile yeni bir finansal fırsat olarak görülüyor. Yeter ki maaşınız düzenli yatsın. Çünkü bu yeni düzende insanın itibarı değil, tahsil edilebilirliği değer taşımaktadır.
Emekli nasıl icralık olur
Bir emeklinin neden ve nasıl icralık olabileceğini sorguluyor olabilirsiniz. Çünkü bilindiği gibi emekli maaşı hukuken koruma altındadır. Nedir, emekli olmak, kredi borcundan veya kredi kartı borcundan dolayı icra takibine engel değildir. Banka alacağını tahsil etmek için ilamsız icra takibi başlatabilir, borç kesinleşirse borçlunun haczedilebilir malvarlığına yönelebilir. Ev, araç, kira geliri, diğer haczi mümkün mallar icra takibine konu olabilir. Emekli, hayatını sürdürebilmek için borç sarmalına girdiğinde icra dosyalarından kurtulamaz. Otobüs durağındaki ilan da tam bu insanların çaresizliğini hedeflemektedir.
Sistemden dışlanmışlık ve çalınacak son kapı
İcralık olmuş bir emekli için resmi finansal sistem (bankalar) kapılarını tamamen kapatır. Kredi puanı sıfırlanır, hiçbir bankadan para çekemez. Aileden, akrabadan veya yakın çevreden borç alma imkânı ya kalmamıştır ya da mahcubiyetten bu yola başvuramaz. Tam bu noktada, sistemin tamamen dışına itilmiş insanlar için bu ilanlarda “Yasal sistem seni reddetti ama biz sana imkân tanıyoruz” şeklinde algılanan sahte bir ümit kapısı açılır.
Akut kriz anı
Psikolojide “kıtlık zihniyeti” denilen bir durum vardır. Bir insan çok ağır bir finansal baskı altındaysa (örneğin evine haciz gelecektir, birikmiş acil bir tıbbi masrafı vardır veya torununun/çocuğunun hayati bir borcunu kapatması gerekiyordur), zihin sadece o günkü krizi çözmeye odaklanır. Geleceği hesaplama ve risk ölçme yetisi baskılanır. Bu yüzden karşısına sunulan fahiş komisyonları, ağır senetleri kabul eder; bunun sebebi basiretsizlik değil, o anki yangını söndürme çaresizliğidir.
“Emekli maaşı” güvencesinin istismarı
Normalde yasalara göre emekli maaşına borçlunun onayı olmadan haciz konulamaz. Emekli, “Nasıl olsa maaşıma dokunamazlar” gibi eksik/yanlış bir hukuki bilgiye güvenebilir. Ancak karşı taraf borçludan muvafakatname (onay) imzalatacağını baştan planlamış olabilir. Bu tür ilişkilerde, emeklinin devlet güvencesindeki son sığınağı olan maaşının, onun çaresizliği üzerinden fiilen teminat haline gelmesi hedeflenebilmektedir.
Otobüs durağındaki ilana güvenmek
Bu ilanların sokaktaki trafolara, duraklara, camlara yapıştırılması tesadüf değildir. Günün her saati binlerce insanın geçtiği kamusal alanda yer alması, mağdurun zihninde gayriihtiyari bir “Halkın arasında, herkesin gördüğü bir şeyse tamamen illegal olamaz” algısı (sosyal kanıt) yaratır. Özcesi bu bir bilgi eksikliğinden ziyade, sıkışmışlık psikolojisinin istismarıdır. Mağdur olan insanlar genellikle risklerin farkında olsalar bile, önlerindeki tek “açık kapı” o ilan olduğu için kendilerini o karanlık tünele atmak zorunda hissederler.
Emekli maaşı tirink yatar
İşin ironik tarafı ise emeklinin artık üretimden çekilmiş bir yurttaş olarak değil, finans sektörünün en güvenilir müşterisi olarak görülmesidir. İşten ayrılması, istifa etmesi, iflas etmesi ya da işsiz kalması mümkün değildir. Maaşı her ay saat gibi tirink yatar. Sistemin gözünde bu maaşı durdurabilecek tek olay ölümdür.
Maaş hesaba düştüğü anda sahipleri bellidir. Banka alacağını tahsil eder. Elektrik, su, doğalgaz faturaları sıraya girer. Kredi kartları birbirini kapatır. Ek hesap faizini alır. Geriye kalanla da market kasasında enflasyon ilgilenir. Emeklinin cebine giren para, misafir gibidir; uğrar, selam verir ve çıkar.
Otobüs durağındaki o ilan gerçekte kredi pazarlamıyor. İnsan ömrünün son yıllarına göz diken bir ekonomik modeli pazarlıyor. Emeklinin yalnızca maaşı değil; umutları, yıllarca “kefen parası” diye sakladığı son birikimi, hatta varsa tapulu evi bile bu düzenin teminatına dönüşüyor.
Sosyal devletin iflas bilançosu
Kırk iki yıl önce devlet memurluğuna başladığımda, birinci dereceye yükselmiş emekli meslektaşlarımızın sağlık karnesindeki “1. sınıf” ibaresine imrenerek bakardık. O ifade, uzun bir çalışma hayatının sonunda insanı bekleyen güvenli bir limanı simgeliyordu. Bugün ise hangi sınıfta olduğunuzu sağlık karneniz değil, kredi kartınızın limiti belirliyor.
Medeniyet ve sosyal devlet
Bir medeniyet yalnızca çocuklarını nasıl yetiştirdiğiyle değil, yaşlılarına nasıl bir hayat sunduğuyla da ölçülür. Emekliliğin uzun çalışma yıllarının hak edilmiş ödülü olmaktan çıkıp ekonomik bir hayatta kalma mücadelesine dönüştüğü yerde sorun emeklide değildir; onu otobüs durağına asılmış ilanların müşterisi hâline getiren düzendedir.
Bu fotoğrafta beni en çok yaralayan şey ilanın kendisi değildir. Acıtıcı olan, binlerce insanın her gün o direğin önünden geçip tek satırlık bu çığlığı sıradan bir reklam gibi okuyup, insan onurunun nasıl aşındığını fark etmeden yoluna devam etmesidir.
Çünkü toplumlar yoksullaştıkları gün değil, yoksulluğu hayatın doğal düzeni sandıkları gün biterler.
izafi.org sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.